Pirus Zaferi


Milattan Önce üçüncü yüzyılın başında, Kartaca dünyanın süper gücüydü. Roma’nın henüz esamesi bile okunmuyordu. Büyük İskender MÖ 323’te ölmeden hemen önce yaşamının en büyük hayali olan Kartaca’yı fetih konusunda planlar yapıyordu. Roma’nın İskender’in umurunda ya da farkındalığında olduğuna ilişkin bir gösterge ise yok. Romalılar, yüzyıllarca, İtalya yarım adasını orta ve kuzeyinde ‘Latium’ olarak adlandırılan coğrafyalarındaki şehir devletlerinde yaşadılar. Deniz aşırı hiç bir aktivitleri yoktu. Nitekim Akdeniz’in güneyindeki Kartaca ile ilk savaşlarına tek bir gemileri bile olmadan gireceklerdi. Romalıların, İtalya yarımadasının en güney ucuna ilk indikleri zamandı bu.

Çizme’nin güneyindeki Yunan kolonileri bölgeyi Helen Dünyası’nın parçası olarak görüyorlardı. Buralarda, ‘civil (Helenleşmiş)’ insanlar yaşıyordu onlara göre.  İtalyan Yunanlıları, Romalıları, ‘Barbar’ olarak adlandırıyordu. Çünkü, Romalıların dilini anlamıyorlardı ve Latince’nin iptidai hali olan bu dil Yunanlıların kulağına, ‘bar bar bar bar’ sesli bir gürültü gibi geliyordu.   

İtalyan Yunanlılar, Barbarları (Romalılar), yarımadanın güneylerinden uzak tutmak gerektiğine inandılar. Adriyatik Denizi’nin karşısında bugünkü Arnavutluk-Makedonya hattında kurulu Yunan hükümdarlığı Epir’in şan şeref düşkünü kralı Pirus’tan(Pyrrhus) yardım istediler. Yarım adanın lideri olmaya çok hevesli Pirus, bu daveti büyük hevesle kabul etti ve bir çok fil ve 25 bin askerden oluşan ordusuyla İtalya’nın güney ucuna geldi. Böylece Pirus’un ordusuyla Romalılar arasında MÖ 280 – 275 yılları arasında 5 yıl sürecek Pirus Savaşları başladı.

Pirus, gözü karalığı ve savaş yeteneğiyle Romalıları önce Heraklia savaşında yendi. Zafere rağmen kendisi de oldukça fazla askerini kaybetti. Ancak, hesapta olmayan bir şey oldu. Romalılar yenilmelerine rağmen çok inatçı ve dirençli çıktı. Üstelik, yarım adanın güneyindeki İtalik’ler de Pirus’un hesapladığı gibi ona değil, Romalılara katıldı. Dahası Romalılarda Pirus’un sahip olmadığı kadar insan kaynağı vardı. Kayıplarını anında telafi edebiliyorlardı.

Küçük çaplı çatışmalardan sonra iki ordu arasındaki ikinci büyük savaş Askulum’da meydana geldi. Pirus’un ordusunda o zamanın en etkili askeri gücü olan filler vardı. Romalılar ise daha çok kalabalık bir gerilla ordusu gibiydi. Romalılar, Pirus’un asıl gücü görünen unsurları yanı filleri hedef aldılar. Attıkları kızgın oklar ve uzun mızraklarıyla filleri kızdırıp  panikletmeyi başardılar. Dev cüsseli hayvanlar etraflarındaki herkesi ezmeye başlayınca Pirus da büyük kayıp verdi. Zor bela da olsa Romalıları püskürtmeyi başardı ve ‘meydan’daki zaferi kazandı. Antik Yunanlı tarihçi Plutark’ın kaydettiğine göre Pirus bu savaşı kazanırken ordusunun büyük bölümünü kaybettiği için, onu tarihe geçirecek şu sözünü söyledi: ‘’Bir zafer daha kazanırsam tamamen biteceğim.’’ İşte bu sözden dolayı, nihai getirisi, kazanma yolunda ödenen bedeli karşılamayan zaferlere siyasi ve tarihi literatürde Pirus Zaferi deniyor. Meydanda zafer gözükür ama daha geniş bir perspektiften bakıldığında bir hezimettir.

Hiç beklemediği kadar güçsüz kalan Pirus, Roma’ya ateşkes ve uzlaşma teklif etti. Ama Roma bu teklifi, sadece Pirus’un Yarımada’yı terkedip evine dönmesi şartıyla kabul edeceğini bildirdi. Pirus için çatışmadaki mevcut tabloyu değiştirebilecek tek bir güç kalmıştı. Dönemin süper gücü Kartaca’ya destek talebinde bulundu. Ancak Yunanlıları daha büyük tehdit gören Kartacalılar Romalılarla ittifakı tercih ettiler ve istediği desteği vermediler.  
Bütün yarım adanın lideri olmayı hayal eden Pirus daha fazla dayanamadı ve yarım adanın güneyini de Romalılara bırakarak kalan az sayıda askeriyle Epir’e geri döndü. MÖ 272’de Argos’ta bir sokak kavgasında bir kadının kafasına attığı taşla öldü. Bu, antik çağın yenilmesi imkansız savaş gücü olarak görülen Yunan ordusu efsanesinin sonu oldu. Romalılar ise 264’te son Etrüsk şehri Volsinii’yi de ele geçirerek yarım adanın tek hakimi haline geldiler.

Roma, Pirus karşısında zaferi nasıl kazandığını unutmadı. Pirus’tan birkaç on yıl sonra Roma’yı yok etmeye gelecek Kartaca karşısında da bu zaferin öğrettiklerini hatırlayacaklardı. Romanın inatçılık, disiplin ve azmini, Kartacalılar bütün Akdeniz uygarlıkları da not etmişti. Çünkü o dönemde ‘sivil’ güçler arasındaki savaşlarda taraflar arasında bir kaç kılıç çatışması yaşandıktan sonra çok fazla insan ölmeden bir taraf pes ediyordu. Helenler arasındaki savaşlar da savaştan çok ‘düello’ veya gösteri gibiydi. Fakat Roma böyle değildi. Roma’nın lugatında pes etmek yoktu. Ve Helenlerden farklı olarak Roma’da genç, yaşlı, kadın herkes askerdi ve kendini feda etmeye hazırdı.
Roma artık tarih sahnesine çıkmaya hazırdı. Tarihin merkezi olan Akdeniz’e açıldıkça süper güçle yani Kartaca ile de karşı karşıya gelmeleri kaçınılmazdı. Tarih boyunca kralların, imparatorların, devlet adamlarının en önemli ders kaynaklarından biri olacak Hannibal’ın öyküsü de bu karşılaşmada yaşanacaktı.


Yayınlar hakkında görüş ve düşüncelerinizi yorum olarak yazabilir, bloğumu takibe alabilir, mail listemize kaydolabilirsiniz. Beğendiğiniz yazıları sosyal sitelerde paylaşarak dostlarınızı haberdar edebilirsiniz. Geldiğiniz için teşekkürler.
Share on Google Plus

0 yorum: