Büyük Baba Paradoksu!… Bölüm 1: Zamanda yolculuk


Dede paradoksu, zamanda yolculuk ile ilgili bir paradokstur. İlk defa, bilim-kurgu yazarı René Barjavel tarafından "Le Voyageur Imprudent" (Tedbirsiz Seyyah) adlı romanında bu paradokstan bahsedilmiştir.Paradoks şudur: Zaman yolculuğu yapan birinin geçmişe gidip dedesinin, babaannesiyle tanışmadan önce ölümüne sebep olduğunu düşünelim. Bu durumda zaman yolcusunun doğumu mümkün olmayacaktır. Böylece geriye dönüp dedesini öldürmesi de mümkün olmayacaktır. Bu durumun paralel evrenlerle ilgili olduğunu söyleyen teoriler vardır. Paralel evrenler teorisine göre dedesini öldüren kişi gelecekte var olmasa da dedesini öldürdüğü zaman diliminde yaşamını sürdürebilir, dedesini öldürdükten sonra evren dallanır ve dedesi başka bir evrende var olmaya devam eder. Dedesini öldürür ve tekrar zaman yolculuğu yaparak günümüze gelirse babası hiç doğmamış olacaktır ama kendisi bunların dışında kalarak var olmayı sürdürecektir buna zamandan bir süreliğine ayrılma denilebilir, mutlak bir yaşam sonucu çıkar zaman yolculuğu yapan kişiye.

Zamanda yolculuk mümkün mü? Mümkünse geçmişe gidip büyük babamızı öldürürsek ne olur veya anne ve babamızın tanışmasını engellersek ne olur?

Zamanda yolculuğun mümkün olup olmadığına önce  “Zaman nedir?” sorusuna bir cevap arayarak başlayalım!…Öncelikle, zamanı geçmiş yüzyıllarda sürekli olarak ileri akan, düz bir çizgi halinde ilerleyen bir kavram olarak bilirdik. Oysa ki; özellikle de Einstein’ın “Özel Görelilik Kuramı” ile aslında zamanın hiç de ileri doğru akmadığını, daha doğrusu zamanın ileri doğru aktığını ancak evrenin her yerinde aynı hızda akmadığını öğrenmiş olduk. Zamanın, bulunduğunuz mekana, hatta içinde bulunduğunuz psikolojik duruma göre bile değişebileceğini, hatta canlılar arasında bile zaman anlayışının farklı olabileceğini öğrendik… Örnek olarak; bir kelebek ya da bir kaplumbağanın bile zamanı algılamada farklı olabileceğini öğrendik…
Bize göre bir kelebeğin ömrü iki gün gibi kısa bir süreden ibarettir. Hatta kelebeklere  bu nedenden dolayı acırız bile!…  Aslında kelebeğin bakış açısından bu iki günlük zaman, onun için son derece yeterlidir. Dünyayı eğer bir kelebeğin gözünden görmüş olsaydınız yaşadığınız iki günün aslında hiç de kısa bir zaman olmadığını görürdünüz. Yine aynı şekilde bir kaplumbağanın yüzyıl, iki yüzyıl hatta üçyüz yıl gibi çok uzun süreler yaşadığını biliriz. Bize göre çok uzun bir zaman dilimidir bu süre… Oysa, bir kaplumbağanın gözünde yaşadığı bu süre son derece olağandır. Eğer dünyayı bir kaplumbağanın gözünden görmüş olsaydınız, dünyanın çok hızlı hareket ettiğini, etrafınızdaki her şeyin sürekli olarak yok olduğunu, öldüğünü görürdünüz. Hatta dünyayı bir kaplumbağanın gözünden görmeniz mümkün olsaydı, o halde şimdi bizim kısa ömründen dolayı kelebeklere acımamız gibi siz de bir kaplumbağanın gözünden insanlara acırdınız. Yani zaman algısı canlıdan canlıya farklılık gösterebilir. Şimdi buraya kadar anlattıklarımızdan zamanı anlamada zorlanmış, hatta beyniniz biraz yanmış bile olabilir!… Ama zaman kavramını daha iyi anlamak için biraz da bulunduğunuz mekana göre zamanın nasıl farklılık gösterebileceğini anlamaya çalışarak, zamanı anlamaya çalışalım. Böylece bize göre düz bir çizgide ilerleyen zamanın aslında hiç de düz bir çizgide ilerlemediğini görelim…
Kütlenin evrene uyguladığı güç zamanın daha hızlı akmasını sağlar…


Zaman mekanda nasıl farklılık gösterir?




Zamanı en çok etkileyen iki kavram vardır. Bunlar; mekan ve hızdır. Bulunduğunuz mekanı etkileyen, zaman algısını değiştiren kavram ise yer çekimidir. Yer çekimi zamanın daha hızlı akmasını sağlar. Ancak ne kadar yüksek yer çekimine maruz kalırsanız kalın sizin zaman algınızda her hangi bir değişiklik olmayacaktır. Bunun nedeni sizle birlikte yer çekimine bağlı olarak etrafınızdaki zamanın da yer çekime doğru hızla hareket etmesidir. Sizin maruz kaldığınız çekime maruz kalmayan insanların zaman algısı ise değişecektir. Bu doğrultuda bir binanın birinci katında yaşayan bir insanla yüzüncü katında yaşayan bir insanın bile yaşadığı zaman dilimi birbirinden farklıdır. Ancak bu zaman farkı o kadar küçüktür ki; bu farkı bir insanın algılaması mümkün değildir. Hatta ayak uçlarımız ile kafamızın en uç noktasındaki zamanın bile farklı olduğunu söyleyebiliriz. Yer çekimi bu gücü sayesinde yukarıdaki resimde gördüğünüz gibi uzayı ve zamanı adeta bir çarşaf gibi germektedir. Yer çekiminin yaratmış olduğu bu etki tıpkı şelaleden akan suyun hızının artması gibi, zamanında yer çekimine kapılması daha hızlı akmasına neden olmaktadır. Kısacası zaman; bizim bakış açımızdan bakıldığında sürekli olarak ileri doğru akan, ancak kütle çekiminin ve hızın daha hızlı akmasını sağladığı bir kavramdır…


Yer çekiminin zamanı etkilediği matematik formülleri ile 1930 yılında kanıtlanmıştı. Seksenli yıllarda yapılan “Atom saatler deneyi” ile yer çekiminin zamanı etkilediği kesinleşmiştir. Bu deneylerde saniyenin trilyonda birini ölçebilen atom saatleri kullanılmıştır. Biri yerde biri de bir uçakta olmak üzere iki atom saati ile yapılan bu deneyde, uçak dünyanın etrafında bir kaç tur döndükten sonra yere tekrar indiğinde iki atom saati karşılaştırılmıştır. Karşılaştırılma sonucunda iki saat arasında saniyenin milyarda biri kadar bir fark olduğu gözlemlenmiştir. Hatta bu deney yüzlerce kez tekrarlanmış, her tekrarda da aynı sonuç elde edilmiştir. Yapılan bu deney 1930’lu yıllarda ortaya atılan zaman kuramlarının kanıtı olmuştur..

Hız zamanı nasıl etkiler?


Yer çekimin yanı sıra, hız da zamanı etkileyebilmektedir. Hıza bağlı olarak etrafınızdaki zaman da  yanınızdan hızlanarak akıp gitmektedir. Arabayla seyahat eden biri ile yürüyerek seyahat eden biri arasında bile zaman farkı oluşur. Hatta yürüyen biri ile bir bankta oturan bir insan arasında bile zaman farkı vardır. Ancak bu insanlar arasındaki zaman  farkı, atom saatleriyle bile ölçülemeyecek kadar zamanda bir dalgalanmaya neden olur..

Zamanda yolculuk mümkün mü?

Zamanda yolculuğun mümkün olduğu “Atom saatler deneyi” ve görelilik kuramı ile zaten kanıtlanmıştır. Zamanda ileriye doğru yolculuk etmenin iki yöntemi vardır. Bu yöntemler; ya bir çok yüksek kütle çekimine maruz kalmaktır ya da ışık hızına yakın bir sür’atle hareket etmektir. Eğer zamanda çok fazla ileri gitmek isterseniz maruz kalmanız gereken çekimi  yaratabilecek evrendeki bir kaç maddeden biri de karadeliklerdir.  Karadelikler, adeta uzay ve zamanı yararak zamanın çok hızlı akmasını sağlamaktadırlar. Bu durumu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz. Diyelim ki; bundan milyonlarca yıl sonra insan oğlu solucan delikleriyle evrende seyahat etmenin bir yolunu bulmuş olsun!.. Bu solucan deliklerinden biriyle bir astranot, galaksimizin merkezine yakın bir noktadaki bir gezegeni incelemek için gönderilmiş olsun. Bu görevin toplam süresi ise diyelim ki dört saat olsun. Bilindiği kadarıyla galaksimizin merkezinde güneşten yaklaşık olarak 4 milyar kat daha büyük bir karadelik bulunmaktadır. Bu astranot galaksimizin merkezine yakın ama karadeliğin olay ufkuna uzak olan bu gezegende bir saat geçirdi ve dünyaya geri döndü diyelim. O halde astranot, dünyaya döndüğünde, kendisi için bir kaç saatlik bir görevden sonra dünyada onlarca hatta yüzlerce yıl geçtiğini görecekti. Karadeliklerin zamanı nasıl etkilediğini anlamak için “Yıldızlar arası” filmini izlemenizi tavsiye edebilirim. Bu konulara merakı olan insanların mutlaka izlemeleri gereken bir filmdir. 
Neyse!… Yine bundan binlerce yıl sonra insanoğlu ışık hızının %50si ile seyahat edebilen uzay gemileri yaptı diyelim. Bu uzay gemilerinin birinin  içindeki bir kaç mürettebat ile bize en yakın yıldız sistemlerinden biri olan “Alfa Centauri” yıldız sistemine yaşanabilir gezegenleri araştırabilmek ve bulmak için gönderildiler diyelim. Bu yıldız sistemi dünyadan yaklaşık olarak 40 trilyon kilometre uzaklıktadır. Işığın bir yılda 10 trilyon kilometre yol katettiğini biliyoruz. Bu durumda ışık hızının yarısı ile hareket eden bu gemi, Alfa Centauri yıldız sistemine 8 yılda varacaktır. Mürettebat bu yıldız sistemindeki gezegenleri bir yıl incelediler diyelim. Hatta yaşanabilir bir gezegen bile buldular diyelim. Görev sürelerinin ardından dünyaya tekrar dönen bu insanlar geçirdikleri 17 yılın ardından dünyaya tekrar vardıklarında dünyada muhtemelen yüzlerce yıl geçtiğini göreceklerdi. İşte zaman kişiden kişiye, hıza ve maruz kalınan kütle çekimine göre farklılık göstere bilmektedir. Bu da bize zamanın aslında sadece ilizyondan ibaret bir kavram olduğunu göstermektedir.
Kısacası zamanda “ileri” doğru yolculuk yapmak prensip olarak mümkündür… Peki ya zamanda geçmişe gitmek mümkün müdür? Mümkünse, geçmişe gidip büyük babanızı öldürürsek size ne olur? Anne ve babamızın tanışmasını engellersek ne olur? Daha da geçmişe gidip ilk insanları tamamen ortadan kaldırırsak ne olur?…

Güzel bir bilimkurgu filmi olan Predestination, zamanda yolculuk etmeye çalışan bir ajanın hikayesi anlatılmaktadır. Çünkü yaşanmamış kötü olayları önceden haber alırsa suçluları yakalamak için değerli bir zamana sahip olacaktır. Gizli bir kuruluşa bağlı olarak görev yapan ajanın son görevi ise; 1975 yılında New York’ta yaşanan bir patlamada 11.000 insanın yaşamını yitirmesinde sorumlu olan Fiyasko Bombacısı isimli adamı bulup bu facianın hiç yaşanmamış olmasını sağlamaktır. Son yılların bilim-kurgu türünde en beğenilen yapımlarından biri olan Predestination filminin baş oyuncusu Ethan Hawke olurken, yönetmenliğini Spierig Kardeşler yapmaktadır. Film türkçe dublaj farkıyla nette ilk olarak sizlerle..
ikinci bölüm:http://www.siiradami.com/2018/03/buyuk-baba-paradoksu-bolum-2-zamanda.html


Yayınlar hakkında görüş ve düşüncelerinizi yorum olarak yazabilir, bloğumu takibe alabilir, mail listemize kaydolabilirsiniz. Beğendiğiniz yazıları sosyal sitelerde paylaşarak dostlarınızı haberdar edebilirsiniz. Geldiğiniz için teşekkürler.
Share on Google Plus

0 yorum: