Yazarlık Üstüne-2


Ve her yazar, eserinin Tanrısıdır. 


Bir önceki yazımı bu sözle noktalamıştım. Aslında bu teşbihte anlatılan şeyi hiç düşündünüz mü bilmiyorum; dini inanışlara göre yaratma erdemi Tanrıya hastır. Ve tanrı, yaratırken, her yarattığında kendinden bir parça bırakır. Bu noktadan baktığımızda yazarlarda pek farklı değildir. Benim hep söylediğim bir sözüm vardır: "Şiir, şairini her zaman tanır!" Edebiyatla uğraşan her kişi, ürettiği eserler üzerinde mutlaka kendisinden bir şeyleri, eserinin nüvesine, DNAsına nakşeder. Nasıl her yönetmenin, yaptığı filminde sadece o kişiye has bazı özellikleri varsa, yazımla uğraşanlarında aynıdır. 

Son zamanlarda piyasada bir sürü yazım atölyeleri türedi. Genel eğitim teması ise "Yaratıcı Yazarlık". Bir çoğunu uzaktanda olsa inceledim. Eğitimi veren kişilerini kendimce tahlil etmeğe çalıştım. Oradan eğitim almış kişilerle görüşmelerim oldu. Sonuç olarak gelip şöyle bir şeye takıldım: "Yaratıcılık üzerine eğitim almış kişi nasıl bu kadar bayağı olabiliyor?" 

Yazma eylemi, kelime dağarcığınızdaki kelimeleri, cümleler halinde kağıda dökmek değildir. Son günlerde, yazarlığı, sadece bu sınırlarda gören o kadar çok insanımsı var ki; hayretler içinde kalıyorum. Yazma eylemi, her şeyden önce, kendi sınırlarınızı kırmaktır. Dünya üzerinde 7 milyarın üstünde insan var ve hepsi, kendi dağarcıklarındaki kelimelerle konuşuyor, düşünüyor, düşlüyor. Yazar vasfına haiz kişi, onlardan bir kaç adım ötede değilse, yazmasının da bir anlamı yok demektir. Yaratıcı yazarlığın temelinde esas olan "KURGU" yeteneğidir. Kurgu olayını basite indirgeyenler, aşağılayanlar var; gel gör ki, ufak bir olay kurgusu yap desen, kıçının üzerine oturur. Savundukları şey de şudur "kurgu roman bana bir şey katmaz!" Onlara sormak lazım, Jules Verne'in 1865 yılında yazmış olduğu Ay'a Seyahat kitabı, insanlara hiç mi esin kaynağı olmadı? Ya da Denizler Altında 20000 Fersah? Sadece yaşanılan şeylerin romanları yazılıyor olsaydı, bu kadar çeşitlilikte yazın dünyası, sanat dünyası olabilir miydi?

Her roman kendi içinde kurguya başvurur. Olay örgülerinin, zaman akışlarının, insan, mekan tasvirlerinin ve diğer roman unsurlarının, kurguya başvurmadan mükemmelleştirilmesi düşünülemez. Yaratıcı yazarlık için kurguyu çok iyi bilmek şarttır; kurguyu bilmek içinse, engin bir düş dünyasına sahip olabilmelisiniz. Tam bu noktada fantastik edebiyatın önde gelen üstatlarından, John Ronald Reuel Tolkien'i anmamak olmaz.

Tolkien'in hayal dünyasına dalmak için onun yazdığı romanları okumamız yeterli olacaktır. Yüzüklerin Efendisi romanında (filminde) onun hayal dünyasının sınırlarını -gerçekte sınırsızlığını- görürüz. Tamamen yeni bir dünya, yeni insan türleri, ırklar, ülkeler, diller, yaradılış biçimleri, atmosfer v.s. öylesine mükemmel bir şekilde kurgulanıp tasarlanmıştır ki, biz okurken kendimizi o dünyanın, gerçekte olmadığı düşüncesinin kenarına bile götürmeyiz. Sizi bir anda sarıveren roman atmosferi, oradaki kahramanları gerçek hayata taşımaya zorlar. 

Eğer, yazmayı düşünen birisi burayı okuyorsa bilmesi gereken bir şey var; "Yazarlık, serum gibi damardan verilen bir şey değildir!" Gidilen o kurslar, sizlere izafi tabirler üzerine inşa edilmiş yapılar sayesinde yazma maratonunu tanıtırlar. Yazmak için gereken unsurları üzerinizde barındırmıyorsanız; hiçbir halt beceremezsiniz. Nasıl ressam olabilmek için farklı bir bakış açısına, yaratıcılığa, renk, ışık, gölge bilgisine sahip olmanız gerekiyorsa; yazar olabilmek içinde benzer unsurları üzerinizde barındırmalısınız. Sanat dallarının hepsinde, sanatçı olmak isteyen kişide "Hayal Gücü" olması şarttır. Sanal, hayalleri pazarlama mecrasıdır. Yaratıcılığın temelinde de bu hayal gücü yatar.

Tanrının hayal gücü olmasaydı, evren varolamazdı!

Sonraki yazıma kadar hoş kalın


Yayınlar hakkında görüş ve düşüncelerinizi yorum olarak yazabilir, bloğumu takibe alabilir, mail listemize kaydolabilirsiniz. Beğendiğiniz yazıları sosyal sitelerde paylaşarak dostlarınızı haberdar edebilirsiniz. Geldiğiniz için teşekkürler.
Share on Google Plus

0 yorum: