Yazıdan Öyküye Sevişme Rutini



Uzun yolun yorgunluğunu kirpiklerine kadar hisseden adam, karanlığın uyuşukluğunda rastladı pamuk helva dudaklı kadına. Karanlığı yarıp geçen bakışları vardı zeytin karası gözlerinden yayılan. Dağılmıştı adam, hedefi olmayan yolculuklara mahkumiyetinden.
Titreyen dudaklarıyla:
"Bütün köylerden sürgün edilmiş bir yalnızlığım. Adımla müsemma, herkes ırağında istiyor beni. Dur durak bilmeyen bir yolculuğun öznesiyim. Bırak bari gözlerinde kalayım; ezelden ebede tut ellerimden yalnız sende kalayım kimsede kalmadığım kadar; kimse olmadığım kadar sen olayım."

İçsel bir intiharın şerbetini yudumlayan kadın ürktü. Kocaman gözlerinde kaç dünya helak olmuştu kimbilir. Kendisi de bilmiyordu zira, her ölümden canlı çıkan tek kendisiydi. Soğuk bir titreme yayıldı bedenine. Neden sonra karşısındaki adamın en sıcak noktasını yakaladı. Belirsiz bir huzur yayıldı yüzüne. Gergin dudakları gevşedi, titremeleri son buldu, gece artık onun battaniyesiydi. Daha derin baktı adama ve:
"Bulutlar iç içe geçmiş gözlerinde. Dokunsam yağacak gibisin. Dokunsan yanacak gibiyim. Halka halka ateş geçmiş kalbime. Durduk yere uçacak yaprak, sudan korkan toz gibiyiz. Bu yüzden engel oluyorsun yağmura. Çamur olursak nasıl arınırız sevgilim? Bunun için de daha çok yağman gerekmez mi? Öyleyse yağmurlar hiç dinmeyecek. Sus pus olmuş, günah işlemiş gibi duruyorsun. Öpsem, günaha ortak olacak gibiyim. Kelimelerim deprem gibi. Evler başıma yıkılmış, yapısı sağlam değilmiş aklımın. Dünyam sen geldikten sonra gezegen olmaktan çıktı. Dünyam okula yeni başlayan öğrenci gibi aptallaştı. Dünyam vajina gibi içine aldı seni. Dünyamı insanlaştırdın sevgilim."

Yorgunluğunu unuttu adam. Limansızlığından savrulduğu badirelerin yaraları hızla kapanmaya başladı sanki. Düşünmemenin serinliği ve rahatlığı sarıp sarmalamaya başlamıştı ruhunu. Durdu, baktı, dudağını ısırdı. Sonra avuçlarını gösterdi kadına; "sonsuzluğun sonu sen olsan da geliyorum" yazıyordu sol avucunda; "beni yakan bir tek dudaklarındı" sağ avucundaydı. Kadın, adamın nasırlı ellerini tuttu ve yüzünü onların güvenli duruşlarına bıraktı.
"Yine de çok zor hayatımı toplayıp, birilerini çıkarıp, kapıları çarpmak. Matematiğim yetersiz kalıyor iki ayağı bir baş yürütürken. Tek başına dans etmek gibi düzenlemeye çalıştıklarım. Dosya dosya rafa kaldırırken geçmişimi, akan ter kasığımdan iniyor aşağı. Ben artık tek başıma dans etmek istemiyorum. Porsiyonumu yarıya düşürmeliyim sevgilim. Neden seninle aynı yemeği yemiyoruz söylesene? Mesela rose içmiyoruz da neden iki ayrı kapının kilidini çeviriyoruz? Seni istiyorum iç içe bulut gözlerinden. Seni istiyorum kaldığın yerden. Seni istiyorum saate bakmadan. Seni istiyorum flu acılarından. Seni istiyorum aynadaki buharımdan. Seni istiyorum ısırdığım yerden kararan elmadan." Tıpkı elma gibi, seni dişlerimin arasında kabuğunu soymadan istiyorum sevgilim. Çekirdeğine kadar gez damağımda sevgilim." 

Çocukluğuna gitti, sonra gençliğine. Geride kalmış anıları saldırıyordu beynine; göz pınarlarının doluluğunda sarhoşluk yaşıyordu sanki. Bütün acılarının merhemi ete, kemiğe, kana bürünüp karşısına dikilmişti. Avuçlarını, avuçlarına teslim etti. Yitirdiği cennetin vahası gibiydiler. Duraksamadan sevmek ve sevişmek arzusu tütüyordu her yanında. Boşalmalıydı, defalarca, durmadan, bir nehir gibi akmalıydı adama.
"Mum gibi eritip, soğuyunca yeniden yak beni. Yok olana kadar ben, benden yok olma. Zamanı dilimiyle değil bütünüyle yaşayalım seninle. Ben senin vücudunda coğrafi keşiflere başlarken sen içimdeki saltanatları kaldır kalbime yerleştir cumhuriyetini. Ünlemli bakışların ile dönsün başım. Bayılırken kucağına, bana ilk yardımı dudakların yapsın. Kokun burnumun ucunda soluğum ile karışırken, boynundan öpüşlerimi sev... Ellerin kavradığında belimi içimde kurumaz nehirler ol."

Adam sadece sustu; şartsız bir teslimiyetle, bir daha kovulmayacağı bir sol taraf bulmuştu. 

Kızarmış yanaklarının alları dudaklarına bulaşan kadın, bütün şehvetini ortaya sermek istedi. Öylesine ki kasıklarından bütün bedenine yayılan o anlatılmaz hazzın kıskancında yokoluncaya kadar durmamak. Vücut kimyalarının birbirine karışması gibi bedenlerininde karışmasını istiyordu. Bu hayatının son akşam yemeği olsa bile.
"Kirpiklerime uçmuş ılık nefesin. Göz kapağıma değiyorsun olur olmadık. Ellerimde sıcak tabak gibi dudak kenarların. Soframda taze umutlar, kasığa düşen yetim çocuk hayali, sırtımdan süzülen terli aşk, sınırsız hayal ve kanımızı çoğaltacak şifalı meyveler. Otur soframa sevgilim. Bu benim son akşam yemeğim."


http://yesimtekeblogspot.com adresindeki Son Akşam Yemeği yazısından alıntılanmıştır.


Yayınlar hakkında görüş ve düşüncelerinizi yorum olarak yazabilir, bloğumu takibe alabilir, mail listemize kaydolabilirsiniz. Beğendiğiniz yazıları sosyal sitelerde paylaşarak dostlarınızı haberdar edebilirsiniz. Geldiğiniz için teşekkürler.
Share on Google Plus

0 yorum: