Şizofrenik Monologlar


Devasa kentin sokaklarında kendi başıma olmanın ürpertisi geziniyor vücudumda. Hücrelerime kadar hissettiğim bu ürperti, homofobik ve asosyal bir ruh haline bürünmeme sebep oluyor. Sahte gülücükler takınmış, yapmacık özgüvenli insanların, omuz vurup geçtiği, doğduğu gibi bir insan olarak, bu kadar korku sanıyorum hakkım.

İçine düştüğüm bok çukurundan çıkabilmek adına hamle yaptığım bütün girişimlerim, beni daha çok derine batırmaktan başka bir işe yaramıyor. Elin ...iyle gerdeğe giren, başkalarının varsıllığıyla, ruhlarını köle yapmış olanlar, bana burunlarının uçlarıyla bakıyorlar. Onlardan daha çok gerçek olduğumu bilmek ise benim en ağır yüklerimden bir tanesi.

Kendime çekildiğim anlarda, yaptığım tek şey beynime format atmak. Geride bıraktığım "zamanların" beynimde en ufak "izleri" kalsın istemiyorum. Kendini yeniden yaratma sürecinde, bu dünyada olmanın, yaşamaya mecbur kılınışımın ruhumda sürekli yaralar açmalarına aldırmamaya çalışıyorum. Hoş yıllardır bu yaralanmaları kanıksamış durumdayım.

Becerebildiği ufacık şeylerle, dağlar kadar ego büyüten, insanlık kavramına uzak beyinleriyle, çevrelerine hava atanlara sinir oluşlarım, kendimi tüketmekten başka ne işe yarıyor ki? Sahip oldukları kibir (ego diye bahsettiğim şey) kurguladıkları kendi yalan hayatlarında, çevrelerinde imrenilen insanlar sanılmalarını sağlıyor. Onların yalnızlıklarını, kendilerine çekildikleri anları merak ediyorum. Bu sahteliklerini kendilerine itiraf edebilecek kadar yürek var mı acaba onlarda? Pek sanmıyorum, bu sahtelik, şişirme yaşam biçimi, yalnızlıklarında da onları bırakmıyor eminim. Bu yüzden asla kendilerine çekilemiyorlar. Tüm gerçekliğe gözlerini kapatmış, beyin çeperlerinde ürettikleri zahiri (sanal, dijital, sayısal) yaşamın, sahte doyumuyla yaşıyorlar.

Kendin olabilmek, koca bir kent olabilmektir aslında. Sahip olamadıkları şeylerin varlığına mutluluklarını bağlayan, kibir bağımlısı milyonlar; ortalıkta dolaşan iğrenç et kokusu; fütursuzca birbirlerine vücutlarını sunan ve bundan bir nebze daha kibir elde edebileceğini uman basit yaratıklar; işte bu kentin sokaklarını dolduran güruh. Hepinizden o kadar çok iğreniyorum ki; bu sel olur size doğru akıyor. O yüzden beni hiç sevmiyorsunuz. O yüzden hiçbiriniz, benim gerçekliğime sızamıyor.

Şunu bilmenizi ne çok isterdim; "varlığımızın temeli, diğerlerinin varlığına bağlıdır". Bu noktada benim varlığımda, siz basit güruhun varlığına bağlı. Buna mecbur kılınmışım. Keşke ya sizleri, ya da kendimi değiştirebilme gücüm olsaydı. Ama yok işte. Bu Dünya'da son nefesimi verinceye kadar sizlerle birlikte yaşamaya mahkum olmuşum.

Siz, kendiniz olmayı başaramadan, yaşam-ölüm döngüsü sizi sizden alacak. Bilinç altınızda yatan saf gerçeklik bu. O yüzden korkularınızı bastırma için kibirlerinizi büyütüyorsunuz.



Yayınlar hakkında görüş ve düşüncelerinizi yorum olarak yazabilir, bloğumu takibe alabilir, mail listemize kaydolabilirsiniz. Beğendiğiniz yazıları sosyal sitelerde paylaşarak dostlarınızı haberdar edebilirsiniz. Geldiğiniz için teşekkürler.
Share on Google Plus

0 yorum: