Aganta Burina Burinata - Halikarnas Balıkçısı




AGANTA BURİNA BURİNATA

1946 yılında yayımlanan roman Halikarnas Balıkçısı' nın eserlerinin genel özelliklerini yansıtır. Romanda, deniz sevgisi, denizin çekiciliği, denizcilerin yaşadığı zorluklar, güzellikler genel olarak denizdeki yaşam bir kahraman vasıtasıyla anlatılmaktadır. Eserde, deniz bir başkahraman gibi işlenmiş, bu yüzden yayımlandığı zaman çok ilgi görmüştür. Anı biçiminde yazılmıştır.

"Aganta Burina Burinata" anlamı nedir?

Bir denizcilik terimi olan bu söz grubunda; "Aganta", 'tut, zaptet!' anlamına gelir; "burina ve burinata" sözü ise serenlerin üstündeki alt ve üst yelkenlerin adıdır.

Başlıca Kahramanlar

Mahmut: Romanın başkişisidir. Denizci bir ailenin çocuğudur. Babası asla denizci olmasına izin vermez. İçi deniz sevgisiyle dolu olan Mahmut bütün engellere karşı koyar. Çocukluğu ve gençliği anlatılır. Okulu, disiplini, yerleşik hayatı sevmemektedir.


Süleyman Kaptan: Mahmut'un babasıdır. Kendisine ait gemisiyle geçimini denizden sağlamaktadır. Denizde yaşadığı zorluklar onu denizden soğutmuştur. Ailesini düşünen, çalışkan, merhametli bir kişidir.


Kirpi Halil: Mahmut'un yanında çırak olarak çalıştığı ayakkabıcıdır. Vaktiyle denizcilik yapmış Kirpi Halil, geçmiş günlerinin özlemiyle yaşamaktadır.


Fatma: Mahmut'un çocukluk arkadaşı ve ilk aşkıdır. Babasına denizcilikte yardım etmektedir. O yüzden, kendisine Erkek Fatma, denmektedir. Neşeli, hareketli, çalışkan, cesur bir kızdır.


Hakkı Reis: Mahmut'un amcasıdır. Çok cimri, sadece parayı düşünen, yanında çalışanlara hakkını vermeyen, kötü kalpli bir insandır.


Ayşe: Mahmut'un karışıdır. Esmer, güzelce bir genç kızdır. Toprak ağasının zengin kızı olduğundan Mahmut gibi hiç sıkıntı çekmemiştir. Otoriter, acımasız, menfaatçi, paraya çok önem veren, Mahmut'u gerçekten seven bir kişidir.


ÖZET:

Mahmut, babası Süleyman Kaptan ile Milas'a gitmektedir. Milas'a vardıklarında ahbapları Bakkal Fehmi'nin yanına giderler, Bakkal Fehmi, Süleyman Kaptan'ı çok değişmiş bulur. Süleyman Kaptan'ın gözlerindeki neşe ve canlılık kaybolmuştur. Süleyman Kaptan, başından geçen üzücü bir hadiseyi anlatır. Kardeşi Davut'un ölümüne sebep olmuştur. Bir süre önce Davut, Süleyman Kaptan' ın kayığına tayfa olarak yazılmıştır. Aynı gün, büyük bir fırtına çıkmış, gemideki herkes yere yatmıştır. Davut âdeta kendisini feda ederek dümende dimdik geminin yürümesini sağlamaya çalışmaktadır. Bu arada rando maçosu, rüzgârda savrularak Davut'un kafasını uçurur. Davut'un başsız vücudu Süleyman Kaptan'ın üzerine düşer, her yere kan bulaşır. Bir süre geçtikten sonra ceset koktuğu için denize atmak zorunda kalırlar. Süleyman Kaptan, bu kazadan dolayı kendisini suçlar. Çünkü onun yeterince sıkı bağlamadığı bir parça, Davut'un ölümüne sebep olmuştur. Kardeşinin bir mezarının olmasını bile engelleyen denizi hiç affetmez. Bu yüzden oğlu Mahmut'un asla denizci olmasını istememektedir. Bakkal Fehmi, olanlara çok üzülür. Bir gün sonra Bodrum'a dönerler.

Süleyman Kaptan, oğlunu Kirpi Halil'in yanına çırak olarak verir. Kirpi Halil'in dükkânı oldukça kasvetli, karanlık, dar bir mekândır. Dükkânın iki müdavimi Bahçıvan Nusret Ağa ve Kasım Efendi'dir. Her ikisi de iyi görememektedir. Nusret Ağa, fakir, pek çok sıkıntı çekmiş bir kişidir. Topal Murat da tıpkı Nusret Ağa gibi hayatın acımasız yüzü ile karşılaşmış biridir. Oğlu Aliş'in hasreti ile yanıp tutuşmakta, oğlunun ölü mü diri mi olduğunu bilmemektedir. Süleyman Kaptan, oğlunu buraya denizcilikten uzak tutmak için vermiştir. Oysa Kirpi Halil, deniz sevdalısı bir kişidir ve sürekli denizden bahsetmektedir. Tamir ettiği ayakkabıları denizcilik terimlerini söyleyerek Mahmut'a göstermektedir. Mahmut, burada herkesle dest olur. Özellikle Halil'in anlattığı deniz yaşamı onu çok etkiler.Mahmut, aynı zamanda mahalle mektebine de devam etmektedir. Mektebi ve hocayı hiç sevmemekte, onun ezberletmek istediği metinleri ezberlememekte, bu yüzden hep azar işitmekte, bazen de dayak yemektedir. Mahmut, hoca ders anlatırken deniz hayali kurmaktadır. Komşularının kızı ve yakın arkadaşı Fatma onun bu hâline çok üzülmektedir. Bugünlerde Mahmut'u derinden sarsan bir olay olur. Hayatı zorluk içinde geçmiş, oğlunun hasretiyle yanan Topal Murat ölmüştür.


Mahmut, yine mektepte falakaya yatırılmıştır. Fatma yanına gelerek babasıyla çıkacağı balığa gelmesini teklif eder. Mahmut büyük bir sevinçle kabul eder. Gece, denizde balık tutmak Mahmut için en güzel olaydır. Babasından çok zor izin alır ve Fatma, babası Ateşoğlu ile kayıkta özlediği denize kavuşur. Fırtına çıktığı için yeteri kadar balık tutamazlar, karaya da ancak kürek çekerek sabaha doğru ulaşırlar. Mahmut ilk kez, denizin vefasızlığı ile karşılaşır. Mahmut bir kez daha onlarla balığa çıkınca denizin onun için vazgeçilmez olduğunu anlar. Mektebi bırakır. Babası ise denizden nefret etmekte, oğlunun istikbalini düşünmektedir. Mahmut, babasının uzun süreliğine sefere çıkmasından yararlanarak denize çıkmaya devam eder. Küçük amcası, cimri Hakkı Reis'in gemisine yazılır. Özlediği açık denizlere doğru yol almaya başlar. Gemide Topal Murat'ın oğlu Aliş'le karşılaşır. Denizde macera dolu günler geçirir. Fırtınada ölen tayfaların nasıl denize atıldığına şahit olur. Amcası Hakkı Reis'in tayfalara ve kendisine acıma tavrı onu zaman zaman yıldırır.


Mahmut, denizde iken bir mektup alır. Mektup annesindendir. Babasının, gemisiyle beraber bir seferde öldüğü, bütün serveti olan gemisinin battığı, evi geçindirme işinin ona kaldığı yazmaktadır. O anda tüm dünya Mahmut'un başına yıkılır âdeta. Mahmut, babasının bir sefer sırasında onu denizde görünce, gözleri dolarak, ona acı acı bakışını hatırlar Babasının okşayıcı, sevgi dolu bir ifadeyle oğluna "Neden böyle ettin?" sözleri altında ezilir. Mahmut, bundan sonra annesine bakmak zorundadır. Ne var ki eline geçen para ile karnını bile duyuramamaktadır. Bir gün cimri amcası ile de tartışarak onun gemisinden ayrılır. Farklı gemilerle değişik yerlere gitmeye başlar. Delikanlı olmaya başlayan Mahmut, annesini de kaybeder. Zamanla denizin haşin yüzü ile karşılaşır. Maddi zorluklar, sıkıntılı bir hayat onu zorlamaktadır. Memleketini, sakin bir hayatı, Erkek Fatma ile evliliği hayal etmeye başlar. Bir gün, memleketine dönmeye karar verir.


Memleketine döndüğünde, ilk işi Ateşoğlu'nun evine gitmek olur. Köyde her şey değişmiştir. Fatma ile görüşemez. Bazı esrarengiz olaylar hisseder. Fatma ile nihayet karşılaşır. Fatma, eski Fatma değildir. Bir balık seferinde, onu kötü emellerine alet edemeyen bazı adamların yüzüne sıktığı kurşunla yüzünün yarısı parçalanmış, gözünün biri akmıştır. Mahmut, Fatma'yı çok sevdiği için her şeye rağmen onunla evlenmek istediğini, memlekete onun için döndüğünü anlatır. Fatma, sonra konuşalım, diyerek ondan ayrılır. Ertesi gün Fatma onun hayatını mahvetmemek için köyü terk eder. Mahmut onu çok arar fakat bulamaz.


Mahmut, tekrar denize dönmeye hazırlanırken bir teklif­le karşılaşır. Köyün zenginlerinden Zeynel Ağa, kızı Ayşe ile evlenmesini teklif eder. Yalnız denizlere sonsuza kadar veda edecektir. Ayşe ile Mahmut evlenirler. Varlıklıdırlar. Önce çok mutlu olurlar. Mahmut, özlediği sakin hayata kavuşmuştur. Bahçede sebze meyve yetiştirmektedir. Bir çocukları olacakken çocuk düşer. Gün geçtikçe Mahmut bir toprak adamı olamayacağını anlar. Denizleri her türlü zorluğuna rağmen çok özlemektedir.

Nihayet bir gün, ailesini, zenginliklerini feda ederek asıl sevgilisi olan denizi sonsuza dek tercih eder.

Halikarnas Balıkçısı Kimdir?


Yazar, gazeteci, ressam, şair, rehber, araştırmacı

Halikarnas Balıkçısı olarak tanınan Türk Edebiyat tarihinin büyük öykü, deneme ve roman yazarı Cevat Şakir Kabaağaçlı, Bodrum’la özdeşleşmiş bir yaşam ustasıdır.

Cevat Şakir Kabaağaçlı, 17 Nisan 1890 tarihinde babası yüksek komiser olarak görev yaptığı Yunanistan, Girit’de doğmuştur. Altı çocuklu ailenin en büyük çocuğudur. Babası Girit ve Atina’da sefirlik ve valilik yapan Mehmet Şakir Paşa, annesi Giritli Sare İsmet Hanım; amcası II. Abdülhamit devri sadrazamı Cevat Şakir Paşa, dedesi Şurayı Askeri Dairesi Reisi Miralay Mustafa Asım Bey’dir. Kendisine, iki evliliğinden de çocuğu olmayan ve onu kendi çocuğu gibi seven amcasının ismi verildi. Cevat Şakir’in çocukluğu babasının memuriyeti dolayısıyla beş yaşına kadar Atina Faleron’ da geçti, daha sonra ailece İstanbul Büyükada’ya yerleştiler.

Cevat Şakir, öğrenimine Büyükada Mahalle Mektebi’nde başladı. İngilizcesi ileri olduğu için Robert Koleji’nin hazırlık sınıfını okumadan birinci sınıfa alındı. Robert Kolejini pekiyi derece ile 1907yılında bitiren Cevat, öğrenimine devam etmek üzere İngiltere’ye gönderildi. Oxford Üniversitesi Yeni Çağlar Tarihi bölümünde öğrenim gördü. 1913 yılında İtalyan bir hanımla evlenerek İtalya’da kaldı, resim öğrenimi gördü.

Aile, 1914 yılında maddi sıkıntı içine girmiş ve babasının Mehmet Şakir Paşa Afyon’daki Kabaağaçlı çiftliğine yerleşmişti. Babasının çiftlikte bir tartışma anında Cevat Şakir’in silahından çıkan kurşunla vurulması üzerine Cevat Şakir cinayet iddiasıyla yargılandı ve 15 yıl kürek cezasına çarptırıldı. Cezasının yedi yılını çektikten sonra baş gösteren verem hastalığından ötürü tahliye edildi. Cevat Şakir İstanbul’a dönmüş ve basın mesleğinde çalışmaya başlamıştır.

1925 yılına kadar geçimini haftalık dergilerde tercümeler, yazılar yayınlayarak, resim ve yeni tarz tezhipler yaparak, karikatür çizerek ve renkli dergi kapakları hazırlayarak sağladı. Mehmet Zekeriya Sertel’in Resimli Ay, Resimli Hafta, Sedat Simavi’nin İnci dergilerer çizmiştir.

Cevat Şakir Resimli Hafta Dergisi’nin 13 Nisan 1925 tarihli sayısında yayımlanan “Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmaya Nasıl Giderler” başlığı ile yazdığı yazıdan dolayı İstanbul, İstiklal Mahkemesi tarafından yargılandı. ‘Memlekette isyan bulunduğu sırada, askeri isyana teşvik edici yazı yazmak’ tan suçlu bulundu. Mahkeme başkanı Ali Çetinkaya tarafından idama mahkûm edilmek istendiyse de, Kılıç Ali Bey’in önerisiyle üç yıl kalebentlik cezası alarak Bodrum’a sürgün edilmiştir. Bodrum’a ilk gelişi böyle olur.

Cevat Şakir Bodrum’da yaklaşık 25 yıl kalır. Bodrum’un Karia çağındaki adını kullanarak Halikarnas Balıkçısı takma adıyla yazılar yazmaya başlar. Bodrum’un güzelleşmesi için büyük çabalar harcar. Yurtdışından getirttiği bitki tohumlarını Bodrum’un dört bir yanına eker. Bodrum’da yaşadığı yıllarda sadece bir yazar değil, aynı zamanda bir bahçıvan, öğretmen ve balıkçıdır.

İkinci Dünya Savaşı’nın sıkıntılı ve zor yılları Cevat Şakir’i Bodrum’dan ayrılmak zorunda bırakmıştır. Yatağan adlı emektar teknesini, evini satar; ceplerine doldurduğu tohumlarını da Bodrum’un dört bir yanına serptikten sonra 1947 yılında İzmir’e yerleşir.

Cevat Şakir, İzmir’e yerleştikten sonra yazarlık ve rehberlik yaparak yaşamını sürdürür. Bu yıllarda da sık sık Bodrum’a gelir, elleriyle diktiği ağaçları ziyaret eder, denizci dostları ile konuşur. İzmir’de Gündüz Hikayeleri Dergisi, Tan, Cumhuriyet, Demokrat İzmir, Anadolu adlı dergi ve gazetelerde yazılar yazar.





1926 yılından sonra yazdığı deniz hikâyeleriyle tanındı. Halikarnas Balıkçısı’na Kültür Bakanlığınca 1971 yılında Devlet Kültür Armağanı verilmiştir. Cevat Şakir Bodrum’da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk “Mavi Yolculuk” fikirini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdir.

Cevat Şakir Kabaağaçlı, ikinci evliliğini dayısının kızı Hamdiye Hanım ile evli yaptı. 1925 yılında boşandı. Sonrada Giritli bir ailenin kızı olan Hatice Hanım ile evlenmiştir. Üç evliliğinden beş çocuğu oldu. Çocukları okul çağına gelince o yıllarda bu kasabada ortaokul bulunmaması sebebiyle 1947 yılında ailesini İzmir’e nakletti.

Hamdiye Hanım’dan olan oğlu Sina Kabaağaçlı 1997 yılında ölmüştür. Hatice Hanım’dan olan üç çocuğundan İsmet Noonan ve Aliye Önce İzmir’de yaşamaktadır. Oğlu Suat Kabaağaçlı ise 2009 yılında ölmüştür.



Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın bir anı eseri ( Mavi Sürgün ), altı romanı ( Aganta Burina Burinata, Uluç Reis, Ötelerin Çocuğu, Turgut Reis, Deniz Gurbetçileri, Bulamaç), beş hikaye kitabı ( Ege’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek, Gençlik Denizlerinde, Parmak Damgası, Çiçeklerin Düğünü, Dalgıçlar), onbir deneme eseri vardır (Anadolu Efsaneleri, Anadolu Tanrıları, Bodrum, Anadolu’nun Sesi, Asia Minor, Hey Koca Yurt, Merhaba Anadolu, Düşün Yazıları, Altıncı Kıta Akdeniz, Sonsuzluk Sessiz Büyür, Arşipel).

Türk Edebiyat tarihinin büyük öykü, deneme ve roman yazarı Cevat Şakir Kabaağaçlı Bodrum’la özdeşleşmiş bir yaşam ustasıdır.

Cevat Şakir Kabaağaçlı, 13 Ekim 1973 tarihinde İzmir’in Hatay semtindeki Merhaba Apartmanı’nda 83 yaşında kemik kanserinden ölmüştür. Vasiyeti üzerine Bodrum’un Gümbet’teki Türbe tepesine gömüldü. Mezarı Türbe tepesinde Halikarnas Balıkçısı Müzesi adı altında bulunmaktadır.


Google Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaç'ın 125. Doğum günü doodle yapmıştı

Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın Bodrum için yazdığı şiiri:

Bodrum’da
Yokuş başına geldiğinde
Bodrum’u göreceksin,
Sanma ki sen
Geldiğin gibi gideceksin
Senden öncekiler de
Böyleydiler
Akıllarını hep Bodrum’da
Bırakıp gittiler…

Eserleri:

Hikaye :
1939 – Ege Kıyılarından
1947 – Merhaba Akdeniz
1952 – Ege’nin Dibi
1954 – Yaşasın Deniz
1957 – Gülen Ada
1972 – Ege’den
1973 – Gençlik Denizlerinde
1986 – Parmak Damgası
1991 – Dalgıçlar
1991 – Çiçeklerin Düğünü
– Ege’den Denize Bırakılmış Bir Çiçek
– Mavi Zamanlar
– Gülen Ada

Roman :
1945 – Aganta Burina Burinata
1956 – Ötelerin Çocukları
1962 – Uluç Reis
1966 – Turgut Reis
1969 – Deniz Gurbetçileri
– Bulamaç

Otobiyografi :
1961 – Mavi Sürgün

Deneme :
1954 – Anadolu Efsaneleri
1955 – Anadolu Tanrıları
1971 – Anadolu’nun Sesi
1972 – Hey Koca Yurt
1980 – Merhaba Anadolu
1981 – Düşün Yazıları
1982 – Altıncı Kıta Akdeniz
1983 – Sonsuzluk Sessiz Büyür
1993 – Arşipel

Çocuk kitabı :
– Yol Ver Deniz
– Denizin Çağrısı
– İmbat Serinliği
– Nasrettin Hoca
– Gündüzünü Kaybeden Kuş
– Deniz Gurbetçileri
– Define Adası
– Tünek Ahmet

İngilizce yazdığı kitaplar :
– An Outline of the History of Turkey (Türkiye Tarihinin Bir Özeti) Turizm ve Tanıtma Bakanlığına vermiş, yayımlanmamış
– The Meditteranean Civilization (Akdeniz Uygarlığı) Dışişleri Bakanlığına vermiş, yayımlanmamış
– Ephesus (turistik kılavuz; Türkiye’de ilk)
– Halicarnassus (turistik kılavuz)
– Asia Minor

Çeviri :
1939 – Hortlak Rikşav – Rudyard Kipling
– Uykulu Kuytu Menkıbesi – Washington Irving

Hakkında yazılanlar :
(Ölümünden sonra yazılmışlardır)
1976 – Mektuplarıyla Halikarnas Balıkçısı (Hazırlayan: Azra Erhat)
1981 – Düşün Yazıları (Hazırlayan: Azra Erhat)


HALİKARNAS BALIKÇISI’NIN VASİYETİ

Şadan Gökovalı, (Manevi oğlu) Halikarnas Balıkçısı’nın kendisine yaptığı vasiyeti şöyle anlatıyor;

“Yazacağım bunlar ama belki yazamadan giderim. Sana şimdiden söylemiş olayım. Bodrum’a gömülmek istiyorum. Bittabi orayı çok sevdim. Hayli hizmetimde geçti. Belediye’yede yazmak istiyorum ama sana söyleyeyim daha iyi. Mindos kapısı tarafında bir yere gömsünler beni, yanımda Hatice’ye de (son eşi) bir yer ayırsınlar. Sakın mermer, beton filan istemem ha… Bir taş bulun, uzunca bir taş, yazısız. Onu dikin mezarımın başına. Falanca oğlu filancaymış şu tarihte doğup şu tarihte ölmüşüm. Katiyen yazı istemiyorum, basit bir taş. Eh bizim tekne su almaya başladı. Şatafatı da sevmem, tepelere, deniz gören yerlere gömülmem şart değil. Nasıl olsa yattığım yerden denizi seyredemem, denizi ruhumda yaşatıyor gönül gözüyle her zaman görüyorum. Suat (oğlu) sık sık ziyaret edebilmeleri için İzmir’e gömmek istediklerini söylüyor. İstemem yahu. Bodrum’u severim bilirsin. Beni ziyaret için çocuklar arasıra da olsa gezmiş, hava almış olurlar. Zaten ben saygı duruşu isteyecek değilim ya. Balıkçı’ya bir Merhaba yaraşır.”

AGANTA BURİNA BURİNATA ÖZETİ :
Halikarnas Balıkçısı – Cevat Şakir Kabaağaçlı: Kardeşi Davut’u denize açıldıkları fırtınalı bir günde kaybeden Süleyman Kaptan, denize karşı derin bir nefret duymakta ve onu kardeşinin ölümünün sebebi olarak görmektedir. Bu yüzden oğlu Mahmut’un denizci olmasını kesinlikle istememektedir.

Süleyman Kaptan oğlunu Kirpi Halil’in dükkanına çırak olarak verir. Mahmut burada herkesle dost olur. Kirpi Halil ona denizcilik terimleri öğretir ve durmadan denizden bahseder. Okulu hiç sevmeyen Mahmut, sınıf arkadaşı Fatma’nın babasıyla balığa çıkar. Denizin tadına alışan Mahmut, okulu bırakır ve babasının uzun bir sefere çıkmasından yararlanarak amcasının teknesine yazılır. Burada çok zor günler yaşar. Bir gün annesinden babasının öldüğüne dair bir mektup alır. Evi geçindirmek zorunda olan Mahmut bir süre farklı gemilerde çalışır. Annesi de ölünce denizin acımasız yüzünden sıkılıp köyüne döner. Çocukluk arkadaşı Fatma’yı bulur. Fatma’nın yüzüne kurşun gelmiş ve suratının bir tarafı tanınmaz haldedir. Mahmut yine de Fatma’yla evlenmek ister. Fatma, onun hayatını mahvetmemek için köyden ayrılır. Mahmut, denizi unutmak şartıyla Zeynel Ağa’nın kızı Ayşe’yle evlenir. Çift, çocukları olmasa da sebze meyve yetiştirerek bir süre mutlu yaşar. Ancak çiftçi olamayacağını anlayan Mahmut, ailesini ve zenginliklerini geride bırakıp bir daha dönmemek üzere denize açılır.

Yayınlar hakkında görüş ve düşüncelerinizi yorum olarak yazabilir, bloğumu takibe alabilir, mail listemize kaydolabilirsiniz. Beğendiğiniz yazıları sosyal sitelerde paylaşarak dostlarınızı haberdar edebilirsiniz. Geldiğiniz için teşekkürler.
Share on Google Plus

0 yorum: