Slider[Style1]

Bir Kadın Dramı

İspanya'da Gloria Chochi, kendisine şiddet uygulayan eski erkek arkadaşını öldürme suçundan altı yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. İspanya Başbakanı tarafından affedilmeyi bekleyen Chochi, şimdi oğluna kavuşmayı bekliyor. Bu onun hikâyesi…



Gloria Chochi'in erkek arkadaşı Williams Richards'la olan sıkıntılı ilişkisi sona ermişti ama Richards, Chochi'nin peşini bırakmadı. Her defasında yeni tehditlerle kapısını çalıyordu.

Chochi giriş katındaki evinin ön penceresine demir taktırmaya karar verdi. Korkusundan, Richards'ın kendisinden uzak tutulması için aylar önce mahkeme kararı bile çıkarmıştı.

Ama mahkeme kararı bile eski erkek arkadaşını durdurmaya yetmedi.

20 Eylül 2015 sabahı Richards, Chochi'nin penceresinin önünde "Seni bugün öldüreceğim" diye bağırıyordu. Yaşadıklarını dün gibi hatırlayan Chochi, yediği dayaklar nedeniyle iki hafta yatağa bağlı yaşamış, sırtında ciddi ağrılar oluşmuştu.

Richards ise eski sevgilisinin evine girmeye çalışarak, çevresinde oluşturduğu koruma ağını dağıtmaya çalışıyordu. Chochi, Madrid yakınlarındaki Fuenlabrada şehrinde kaldığı binada yaşayanları uyardı ve polisi aradı. Polis geldiğinde Richards çoktan gitmişti. Yetkililer, Chochi'ye resmi şikâyette bulunmasını tavsiye etti ama Chochi reddetti.

Richards bir saat sonra yeniden kapıya dikildi. Bu sefer, Chochi 17 cm uzunluğunda bir mutfak bıçağını eline geçirip kapıyı açtı ve Richards'ı göğsünün solundan bıçakladı. Richards, akciğerleri, boğazı ve nefes borusundan yaralandı ve göğüs kafesinde çatlak oluştu.

Richards karşılık vermedi ve olay yerinde öldü. Chochi de gözaltına alındı.

Ekvator Ginesi'nden olan Chochi, Richards'la 2012'de Nijerya'da tanıştı. Mahkemede ilişkilerini 'hırçın' olarak tanımladı ve her ikisinin de alkol sorunlarının ilişkideki şiddet olaylarını artırdığını söyledi. Richards sarhoşken saldırgan, ürkütücü oluyordu ve Chochi sevişmeyi reddettiğinde ona saldırıyordu.




Ama Chochi'nin üzerinde yıkıcı bir güce sahipti. Avukatı, Chochi'nin onu 'bir Tanrı gibi gördüğünü' söyledi. Richards ne kadar saldırgan olursa olsun Chochi onu her zaman affediyordu.

Avukatına göre Chochi, Richards'ı bıçakladığı sırada 'dayanılmaz korku ve şok'un yarattığı 'akli dengesizlik' yaşıyordu.

Yapılan otopside Chochi'nin 'vahşi bir saldırganlık' haliyle, 'aşırı güç' kullandığı ve bıçak Richards'ın vücuduna saplanmış haldeyken bile bıçağı sokmaya devam ettiği ortaya çıktı.

Geçen Aralık ayında, Madrid'de dokuz jürili mahkemede 41 yaşındaki Chochi cinayetten suçlu bulundu.

Tanıkların ifadelerine rağmen Chochi, Richards'ı öldürdüğü suçlamasını reddetti ve eski partnerinin sürekli tacizlerinden mağdur olduğunu söyledi.

Avukatı aracılığıyla cezaevinden soruları yanıtlayan Chochi, "Hiçbir zaman korunduğumu hissetmedim" dedi. Jürinin affedilmesi tavsiyesinde bulunduğu Chochi şimdi İspanya Başbakanı'ndan kendisine yardım etmesini istiyor.




İspanya Başbakanı Mariano Rajoy, 26'sı 2017'de olmak üzere son dört yılda yaklaşık 200 mahkûmun serbest bırakılması için af yetkisini kullandı. Ama hiçbiri aile içi şiddet mağduru değildi.

Fransa'da iki yıl önce Cumhurbaşkanı François Hollande, Jacqueline Sauvage'ı affetmişti. 69 yaşındaki kadın, kendisini ve çocuklarını 50 yıl boyunca taciz eden kocasını, oğullarının intiharından bir gün sonra öldürdüğü suçlamasıyla hapis cezasına çarptırılmış, Hollande tarafından da affedilmişti.

Şiddet ve taciz mağdurlarına yardım eden Madrid merkezli sivil toplum kuruluşu Comision para la Investigacion de Malos Tratos a Mujeres'te görevli avukat Irene Ramirez Carrillo, Chochi'nin de benzer bir ceza tecili alması gerektiğini söylüyor:

"Af, Chochi'nin davasına benzer vakalar için var. Ona koruma sağlanmadı. Asıl mağdur o."

İspanya'da son 10 yılda 570'ten fazla kadın partnerlerinin saldırısında öldü. 2017'de bu rakam 49'du. Aile içi şiddet sonucu hayatını kaybeden kadınların sayısının artması yetkilileri de harekete geçiriyor. İspanya birkaç başarısız deneyimden sonra mağdurların belirlenmesi ve yardım edilmesi dahil toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı bir dizi önlem almayı kabul etti.

Carrillo, İspanya'nın aldığı önlemlerin 'Avrupa ülkeleri arasında en iyilerinden' olduğunu söylüyor.




İnsan hakları savunucuları, cinsiyetçiliğin ve şovenizmin bu muhafazakâr toplumun derinlerine nüfuz ettiğini ve aile içi şiddetin hala birçokları tarafından küçük bir sorun olarak görüldüğünü ifade ediyor.

Diğer ülkeler gibi İspanya da tacizcilere karşı mücadele ve mağdurlara yardım için çabalarını hızlandırsa da hala yanıt bekleyen bir soru var: Yargı sistemi, kendilerine tacizde bulunan partnerlerine saldıran kadınlarla ilgili nasıl bir karar almalı?

Ablası Eva, El Pais gazetesine verdiği röportajda, kardeşi Chochi'nin 2010 yılında İspanya'ya ilk vardığında 'daha fazla eğitim görmek ve çalışmak isteyen özgür bir kadın' odluğunu söyledi. Chochi yaşlı bakımı eğitim aldı ve birkaç ay içinde bakıcı olarak iş buldu.

Richards'la sorunları 2012 yılı Ekim ayında başladı. Chochi, Fuenlabrada'da alkol ve uyuşturucu kullananlarla ilgili çalışmalar yürüten Caid adlı gruptan yardım istedi. Sağlık raporları, Richards'ın 'Chochi'yi kontrol edebilmek için içmeye zorladığını' ortaya koydu.

Chochi, 2014 yılında birkaç defa yardım arayışında bulundu ve tacizleri polise bildirdi. Ama avukatı Lobo, suçlamaların hiçbir zaman tam olarak soruşturulmadığını söyledi ve dikkate alınmamasının sebebinin de Afrikalı bir göçmen olmasından kaynaklandığını iddia etti.




Richards, AIDS hastası. Chochi, bu durumunu kendisinden sakladığını söylüyor.

Avukatına göre Chochi hamile kaldığında kendisine HIV virüsü bulaştığını bilmiyordu ve özel bir tedavi görmedi.

2013 yılında doğan oğlu da HIV virüsüyle dünyaya geldi.

O sırada çiftin tartışmaları da giderek şiddetlenmeye başlamıştı. Avukatı, Chochi ve oğlunun bir geceyi, Richards'ın onları beraber yaşadıkları eve almaması nedeniyle, dışarda geçirmek zorunda kaldıklarını anlattı. Kısa bir süre sonra da çocuk esirgeme kurumu oğlunu Richards'ın elinden aldı.

Chochi, Richards'ı öldürmeden önceki yaz oğlunun velayetini almaya çok yakın olduğuna inanıyordu. Zira alkolü bırakmış, iş bulmuş ve kiraladığı dairede kendi başına yaşamaya başlamıştı.

Cezaevinden konuşan Chochi, affedilmeyi ve oğluna kavuşmayı umuyordu. Her ay oğlunu en az bir kere görmesine izin veriliyordu. Şubat ayında görüştüklerinde, oğlu Chochi'ye yaptığı bir resmi verdi. Resimde, kendisine çizdiği küçük bir ev, yanında da annesi için çizdiği büyük bir ev vardı.

Chochi'nin af kararı için henüz bir tarih belirlenmiş değil, şimdilik yalnızca, cezaevinde elindeki ev resimleriyle avunuyor.

İllüstrasyonlar: Katie Horwich

Yayınlar hakkında görüş ve düşüncelerinizi yorum olarak yazabilir, bloğumu takibe alabilir, mail listemize kaydolabilirsiniz. Beğendiğiniz yazıları sosyal sitelerde paylaşarak dostlarınızı haberdar edebilirsiniz. Geldiğiniz için teşekkürler.

Dünyanın Kedileri, Kedilerin Dünyası





























Yayınlar hakkında görüş ve düşüncelerinizi yorum olarak yazabilir, bloğumu takibe alabilir, mail listemize kaydolabilirsiniz. Beğendiğiniz yazıları sosyal sitelerde paylaşarak dostlarınızı haberdar edebilirsiniz. Geldiğiniz için teşekkürler.

İNSAN DNASINDA SIRA DIŞI GENLER


İnsan Genom Projesinde çalışan bir grup araştırmacı, çok şaşırtıcı bilimsel bir keşif yaptıklarını belirtiyor: İnsan DNA sındaki % 97 kodlanmamış dizilerin dünyadışı yaşam formlarının genetik kodlarından daha azı olmadığına inanıyorlar.
Kodlanmamış diziler küflerden balıklara, insanlara dek Dünyadaki tüm canlı organizmalarda ortaktır. “İnsan DNAsında, toplam genomun daha büyük bölümünü oluştururlar”, diyor grup lideri Prof. Sam Chang. Orijinal olarak “çöp/hurda DNA” olarak bilinen kodlanmamış diziler yıllar önce keşfedildi ve fonksiyonları gizem olarak kaldı. İnsan DNA sının şaşırtıcı çoğunluğunun kökeni “Dünya – dışı”dır. Görünüşe göre “dünya dışı hurda/çöp genler” yalnızca nesilden nesile aktarılan çok çalışan aktif genler ile “gezintiden zevk alıyor”
Diğer bilim adamlarının, bilgisayar programcılarının, matematikçilerin ve diğer bilgili alimlerin yardımı ile yaptığı kapsamlı analizden sonra profesör Chang görünür “hurda İnsan DNA sı”nın bir tür “dünya dışı programcı” tarafından yaratılıp yaratılmadığını merak etti. Profesör Chang, İnsan DNA sındaki yabancı parçaların “kendi damarlarına, atardamarlarına ve tüm anti – kanser haplarımıza güçlü şekilde direnç gösteren kendi bağışıklık sistemine sahip” olduğunu gözlüyor.

Çöp/hurda DNA nın kaynaklarını ve anlamını anlamaya çalışırken, Prof. Chang öncelikle “çöp/hurda”nın tanımına gereksinimi olduğunu kavradı. Çöp DNA gerçekten hurda mı (faydasız ve anlamsız), yoksa hangi nedenle olursa olsun DNA nın kalanı tarafından sahip çıkılmayan bazı bilgileri mi içeriyor? Bir keresinde bu sorudan bir tanıdığına, Wall Street türev güvenlikleri uzmanı genç bir teorik fizikçi olan Dr. Lipshutz’a bahsetti. “Kolay” diye yanıtladı Lipshutz. “Pazar verilerini analiz etmek için kullandığım yazılım ile diziyi işletiriz ve dizilerin tamamen çöplük mü olduğunu yoksa içlerinde mesaj olup olmadığını görürüz.” Matematik, fizik ve istatistikte güçlü bir geçmişe sahip olan bu yeni nesil analist Wall Street firmalarında gittikçe daha çok popüler oluyor.

Akşamları ve hafta sonları çalışarak, Lipshutz kodlanmamış dizilerin hiç de çöplük olmadığını, bilgi taşıdığını göstermeyi başardı. Tüm dünyadaki genetikçiler tarafından geliştirilen binlerce veri dosyasına sahip İnsan Genom Projesinin çok büyük veritabanını birleştirerek, kodlanmamış dizilerin Kolmogorov entropisini hesapladı ve bunu düzenli, aktif genlerin entropisi ile karşılaştırdı. Yarım yüzyıl önce ünlü Rus matematikçi tarafından takdim edilen Kolmogorov entropisi, radyo lambalarındaki gürültü zaman sıralamalarından 19 ncu yüzyıl Rus şiirlerindeki harflerin dizilişine kadar bir çok çeşitli dizilişlerdeki gelişigüzellik seviyesini belirlemek için başarılı şekilde kullanıldı. Genelde, teknik araştırmacıların çeşitli dizilişleri nicel olarak karşılaştırmasını ve hangisinin diğerinden daha fazla bilgi içerdiği sonucunu çıkarmasını sağlar. “Şaşırtıcı şekilde, kodlanmış ve kodlanmamış DNA dizilerinin entropisi farklı değildi” diye devam ediyor Lipshutz. “Her ikisinde de gürültü/ses vardı, ancak hiç de çöplük değildi. Eğer pazar verileri bu kadar düzenli olsaydı, çoktan emekli olmuştum”.

Lipshutz ile bir yıl işbirliğinin ardından, Chang çöp/hurda DNA da gizli bilgi olduğu sonucuna vardı. Ancak, asla kullanılmamış olan bilginin ne anlama geldiği nasıl anlaşılabilirdi? Aktif diziler ile hücreleri gözlemeye ve bilgiyi kullanan hangi proteinlerin yapıldığını görmeye çalışırsınız. Bu, uyuyan genlerde işlemez. Bir hipotezi test etmek için deneyler vardır: bu düşüncenin gücüne güvenilmelidir. Harfler olduğu için, bazı eski lisanlar, belki Sümer, Mısır, İbrani vs lisanları test edilmelidir. Prof. Sam Chang bu alandaki uzmanlardan yardım istedi, ancak hiç biri bir çözüm bulamadı. Kültürel ipuçları, diğer bilinen lisanlara referanslar yoktu, dilbilimciler için çok yabancıydı.

“Kendime sordum: başka kim gizli bir mesajı deşifre edebilir?” diye devam ediyor Chang. “Şüphesiz, bir kriptolog! İlave olarak, Ulusal Güvenlik Ajansındaki araştırmacılar ile konuşmaya başladım. Çağrıma yanıt vermeleri birkaç ay sürdü. En sonunda, genç bir adam sorularıma yanıt vermek için tahsis edildi. Dinledi, sorularımı yazmamı istedi, birkaç ay sonra yanıtladı, mesajı kibardı, ama “Çılgın fikirlerinle cehenneme git. Biz ciddi bir ajansız, çok meşgulüz.” Anlamına geliyordu.

Bilgisayar güvenlik danışmanları ile görüşmeye başladım. Samimi şekilde ilgilendiler, bir kaçı projem üzerinde çalışmaya bile başladı, ama bir ay sonra hevesleri kayboldu. En sonunda Prof. Chang eski Sovyet Ermeni cumhuriyetinde yetenekli bir kriptolog olan Dr. Adnan Mussaelian’a müracaat etti. Dr. Adnan ayda 15 $ aylık ile yaşamaya çalışıyordu. Bu araştırma onun için bir şanstı ve çok çalışmaya başladı.

dna1.jpg?w=600&h=337

Adnan, Lipshutz’un daha önceki çalışmalarını onayladı. Entropi tonlarca bilgiyi gösteriyordu, çok güçlü bir kriptografik sistem değildi, çetin bir problem olarak görünmüyordu. Adnan farklı kriptoanalizler ve benzer standart kriptografik teknikler uygulamaya başladı.
Projenin ikinci ayında, tüm kodlanmamış dizilerin genellikle tek bir kısa DNA dizisinden önce geldiğini fark etti. Genellikle çöp/hurda DNA yı çok benzer bir dizi takip ediyordu. Biyologların alu (artithmetic logic unit – aritmetik mantık birimi) olarak bildiği bu parçalar tüm insan genomunda idi. Kodlanmamış, hurda dizilerin kendileri olarak alu, tüm genlerin en genel olanlarından biridir.

Kriptograf ve bilgisayar programcısı eğitimi alan ve mikrobiyoloji bilgisine sahip olmayan Adnan genetik koda bir bilgisayar kodu olarak yaklaştı. 0 ve 1 ikili kodları yerine 0,1,2,3 (genetik kodun dört bazı) ile uğraşmak bir çeşit dertti, ama tüm yaşamı boyunca bilgisayar kodunu analiz ve deşifre etmişti. Tanıdık sularda idi. Eylemsizliğe neden olan koddaki en genel sembolü uyuyan bir kod yığını takip ediyordu. Bu nedir? Sadece analoji ile oynayarak, Adnan programlardan birinin kaynak kodunu yakaladı ve bunu mesajları deşifre etmekte sıkça kullanılan bir araç olan sembollerin ve kısa dizilerin istatistiklerini hesaplayan programa girdi. En genel sembol ne idi? Şüphesiz, “/” idi, yorum sembolü! Bir Paskal kodunu aldı ve o {ve} idi ! Şüphesiz, C deki iki taksim işareti arasındaki kod asla uygulanamadı/işletilemedi; o kod değildi, kodun yorumu idi!

Analoji ile daha ileri oynamanın cezbediciliğine direnemeyen Adnan bilgisayarda ve genetik koddaki yorumların istatiksel dağılımlarını karşılaştırmaya başladı. Çarpıcı bir fark olmalıydı. Bu, istatistiklerde görünmeliydi. Bununla birlikte, istatiksel olarak, çöp/hurda DNA aktif, kodlanmış dizilerden çok farklı değildi. Emin olmak için, Adnan analiz ediciye bir program girdi: şaşırtıcı şekilde, kodun ve yorumların istatistikleri hemen hemen aynı idi. Kaynak koda baktı ve bunun nedenini anladı: taksim işaretleri arasında çok az yorum vardı, kodların yazarı icradan (yürütmeden) en fazla C kodunu çıkarmaya karar vermişti, programcılar arasında genel bir uygulama.
Dine eğilimli olan Adnan ilahi el’i düşünüyordu – ama dizilerin içindeki spagetti kodu analiz ettikten sonra, küçük kodu yazanın Tanrı olmadığına ikna oldu. İnsan genetik kodunun aktif, küçük şifrelenmiş bölümünü yazan çok iyi organize olmamıştı, daha çok özensiz/dikkatsiz bir programcı idi. Sanki Mikrosoft’tan biri gibiydi, ama insan genetik kodunun yazıldığı zamanlarda, Dünyada Mikrosoft yoktu.

Dünyada mı? Sanki bir ışık yanmıştı… Dünyadaki tüm yaşamın genetik kodu dünya dışı bir programcı tarafından mı yazıldı, sonra işletme/uygulama için bir şekilde buraya mı bırakıldı? Bu fikir çılgınca ve korkutucu idi ve Adnan günlerce buna direndi. Sonra devam etmeye karar verdi. Eğer kodlanmamış diziler yazar tarafından ıskartaya atılan veya terk edilen programın parçaları ise, onların çalışmasının bir yolu vardır. Yapılması gereken tek şey yorum sembollerini çıkarmak ve eğer /*……*/ sembolleri arasındaki bölüm anlamlı bir rutin ise, o derlenebilir ve işletilebilir! Bu düşünce çizgisini izleyerek, Adnan sadece aktif genler gibi tam olarak aynı sembol frekans dağılımına sahip olan kodlanmamış dizileri seçti. Gerçek genlere en çok benzeyen 200 adet kodlanmamış dizi seçti, bunlardan /*, //, ve benzerlerini çıkardı ve birkaç günlük tereddütten sonra, Amerikalı patronuna e – mail gönderdi ve bunları E – coli veya benzeri bir ev sahibine koymanın ve çalıştırmanın bir yolunu bulmasını istedi.
Chang iki hafta yanıt vermedi. “İşten atıldığımı düşündüm” diye itiraf ediyor Dr. Mussaelian. “Onun her geçen gündeki sessizliği ile fikrimin ne kadar çılgın olduğunu daha çok kavradım. Chang şizofren olduğum sonucuna varmış ve kontratı bitirmiş olmalıydı. Chang sonunda cevap verdi ve beni işten atmadı. Dünya dışı teorime inanmadı, ama dizilerimi çalıştırmayı denemeyi kabul etti.”
Biyologlar yıllardır hurda dizileri açıklamaya çalıştılar, başaramadılar. Bazen bir şey meydana gelmiyordu; bazen tekrar hurda oluyordu. Bu şaşırtıcı değildi. Çıkarılmış bir bilgisayar kodunun rasgele seçilmiş bir bölümünü alın ve onu derlemeye çalışın. Olası olarak başarısız olur. Ya da, garip sonuçlar üretir. Kodu dikkatle analiz edin, yorumlardan tüm fonksiyonu çekip çıkarın, çalışmasını sağlayabilirsiniz. Mussaelian’ın seçtiği 200 diziden 4 ünün dikkatli istatistiksel analizi nedeniyle, çalışmaya başladı, kimyasal bir bileşenin minik miktarlarını üretti.

“Chang’in yanıtını endişe ile bekliyordum” diyor Dr. Mussaelian. “Aşağı yukarı normal bir protein mi yoksa sıra dışı bir şey mi olacaktı?” Yanıt şok ediciydi: o, insanlarda ve hayvanlarda birçok kan kanseri tipi tarafından üretildiği bilinen bir madde idi. Şaşırtıcı şekilde, diğer üç dizi de kanser ile ilişkili kimyasallar üretti. Artık bu bir tesadüfe benzemiyordu. Herhangi birisi varlığını sürdürebilir uyuyan bir geni uyandırdığında, o kanser ile ilişkili proteinler üretir. Araştırmacılar hurda DNA dan izole ettikleri dört gen için İnsan Genom Projesini araştırmaya başladı. En sonunda, dördünden üçü orada bulundu, aktif, hurda – olmayan genler olarak listelenmişti. Bu büyük bir sürpriz değildi: çünkü kanser dokuları protein üretir, gende bir yerde bunu şifreleyen bir yer olmalıydı! Sürpriz sonra geldi: Sorgulanan gende kodun aktif, hurda – olmayan bölümü ( araştırmacılar bunu hurda insan kan kanseri geni için “jhlg1” olarak adlandırdı) alu dizisinden önce gelmiyordu, örneğin /* sembolü kayıptı. Ancak, “jhlg1″ in sonundaki kapatma */ sembolü oradaydı. Bu, “jhlg1″ in neden hurda DNA nın derinlerinde ifade edilmediğini, ama genomun normal, aktif bölümünde iyi çalıştığını açıkladı. İnsanlar için temel genetik kodu yazan, /*… */’da kapsayarak büyük kodun parçasını çıkardı, ama açılış /* sembolünün bir kısmını atladı. Onun derleyicisinin de çöplük olduğu görünüyordu: dünyadaki Mikrosofttan olan iyi bir derleyici bile, böyle bir programı derlemeyi reddederdi.

Prof. Sam Chang öğrencileri ile birlikte çeşitli kanserler ile ilişkili genleri araştırmaya başladı ve hemen hemen tüm örneklerde, o genleri alu dizisinin izlediğini (örneğin yorum kapatma sembolü */ olarak protein), ancak asla yorum açılış /* geninden önce gelmediğini keşfettiler! Bu, kanserler hücre yeniden üretimini ve büyümesini yönetirken, neden hücre hasarında ve hücre ölümlerinde hastalıkların sonuçlandığını açıklar. Büyük koddan sadece az sayıda parça ifade edildiği için, asla tutarlı büyümeye götürmezler. Kanser ile elde ettiğimiz şey, insanlara yabancı olan birkaç genin ifadesidir ve mantıksız, garip ve görünürde anlamsız canlı hücre yığınlarına neden olan bakteri parazitlerinin bazı genleri ile sembiyozdur (ortak yaşamdır). Yığınların kendi damarları, arterleri tüm anti – kanser haplarına direnen kendi bağışıklık sistemi vardır.

Profesör Chang “Bizim varsayımımız şu, daha yüksek dünyadışı bir yaşam formu yeni yaşam yaratmakla ve bu yaşamı çeşitli gezegenlere ekmek ile meşgul” diyor. Dünya bu gezegenlerden sadece bir tanesi. Belki, programlamadan sonra, yaratıcılarımız bizim Petri kaplarında bakteri yetiştirdiğimiz gibi bizi yetiştiriyor/büyütüyor. Onların güdülerini bilemeyiz – bu bilimsel bir deney mi, yoksa kolonileştirmek için yeni gezegenler hazırlamanın bir yolu mu ya da evrende uzun süre devam eden yaşamı tohumlama işi/görevi mi?
Profesör Chang “Eğer bunu insan terimleri ile düşünürsek, görünür “dünya dışı programcılar” muhtemelen bir çok projeden oluşan “tek bir büyük kod” üzerinde çalışıyorlardır ve projeler çeşitli gezegenlerde çeşitli yaşam formları üretmiş olmalı” diye belirtiyor. Onlar ayrıca çeşitli çözümler denemekteler. “Büyük kodu” yazdılar, uyguladılar, bazı fonksiyonlarını beğenmediler, bunları değiştirdiler veya yenilerini eklediler, tekrar uyguladılar, daha çok geliştirdiler, tekrar tekrar denediler.”

Profesör Chang’ın araştırma ekibi şu sonucu çıkarıyor, “görünür “dünyadışı programcılar”a “Dünya projesi”nde yoğunlaştıkları zaman, son teslim tarihini karşılamak için, gelecek için tüm idealistik planlarını durdurmaları emredilmiş olabilir. Çok muhtemel olarak, görünür bir acele içinde “dünya dışı programcılar” büyük kodda azaltmalar yapmış ve Dünya için niyet edilen temel programı teslim etmiş olabilir.” Ancak, o zamanlar daha sonraları büyük kodun hangi fonksiyonlarının gerekli olabileceğinden (belki) emin değillerdi, böylece hepsini orada bıraktılar. Büyük kodun tüm hatlarını silerek temel programı temizlemek yerine, bunları yorumlara dönüştürdüler ve acele ile, orada burada yorumlarda birkaç /* sembolünü unuttular; bu nedenle insanlara kanser olarak bildiğimiz hücre kitlelerinin mantıksız büyümesini sundular.”

Problemin üç seçeneği var. Ya tüm /* sembollerini ve yorumları silmek ve bu şekilde temel kodu temizlemek veya kayıp */ ‘ı eklemek ve temel kodu büyük kod ile mantıksız şekilde karıştırmaktan kaçınmak. Alternatif olarak, üçüncü seçenekte, tüm / sembollerini çıkarmak ve temel kodu büyük kod ile tam bir program olarak çalıştırmak. Maalesef bu seçeneklerin hiçbirini yapabilecek kapasitede değiliz. Eğer canlı bir insanın kromozomlarına genler sokabilseydik, yenilikçi keşfimiz gelecekteki tüm kanser vakalarını anında tedavi etmek anlamına gelirdi, en azından programcı görüş açısından. Teorik olarak, bunu laboratuarda yapabiliriz, ancak yaşayan bir özneye onarılmış DNA aşılamak için pratik araçlara sahip değiliz. “Hurda DNA”nın gizemi ve kanserin çözülebileceği görülüyor, ama hızlı bir tedavi beklenmemeli. Şimdi yapabileceğimiz en iyi şey kademeli olarak kusurları giderilecek temel genetik koda sahip insanların yeni, kansersiz neslini beslemeye çalışmaktır. Bu uzun zaman alır. Bizim için ve çocuklarımız için ufukta umut görünmüyor.
“Ancak, programcının bakış açısından, ayrıca bunda pozitif bir sonuç vardır. DNA mızda gördüğümüz şey iki versiyondan oluşan bir programdır, büyük kod ve temel kod.” Bay Chang sonra, “İlk gerçek şu ki, komple ‘program’ kesin olarak Dünyada yazılmadı; bu şimdi doğrulanmış bir gerçektir. İkinci gerçek ise, genlerin kendileri tekamülü açıklamak için yeterli değildir; ‘oyunda’ daha fazla bir şeylerin olması gereklidir” diye onaylıyor. Onun ne olduğunu veya nerede olduğunu bilmiyoruz. Üçünü gerçek Marstan veya Mikrosofttan ister bir besteci, mühendis veya programcı olsun yeni bir çalışmanın yaratıcısı, çalışmasını geliştirme veya güncelleme seçeneği olmadan bırakmaz. Buradaki zeka, güncellemenin önceden içine konulmasıdır – “hurda/çöp DNA” temel kodumuzun gizli ve uyuyan güncellenmesinden başka bir şey değildir! Bir süredir bazı kozmik ışınların DNA yı modifiye etme gücüne sahip olduğunu biliyoruz. Bunu aklımızda tutarak, makul bir çözüm elde edilebilir. Dünyadışı programcılar, tüm /*…*/ sembollerini uzaklaştırmak, kendisini büyük kod (Hurda DNA) ile kaynaştırmak ve tüm DNAmızı çalıştırmak için temel koda talimat veren Evrende herhangibir yerden doğru enerjiyi kullanabilirler. Bu bizi ebediyen değiştirir, bazılarımızı birkaç ayda, bazılarımızı sonraki nesillerde. Değişim çok fazla fiziksel olmayabilir, (artık kanser, hastalık ve kısa ömür olmaz), ancak bizi entelektüel olarak fırlatır. Aniden, Neanderthaller ile Cromagnonların birlikte varolması ile karşılaştırılan zamanda oluruz. Eski, yeni döngüye doğum vererek yer değiştirir. Bütün program, Evrenin eskimez enerjisi ve bilgeliği ile bağlantıda olan oldukça ileri biyolojik bir bilgisayar için zarif, çok akıllı kendini – organize edici, oto- icracı, oto – geliştirici ve oto – düzeltici yazılımdır. İçimizdeki yazılım, ya kısa ve hastalıklı bir ömür veya uzun ve sağlıklı bir yaşama sahip süper – zeki süper bir varlığın potansiyelini taşıyor. Bu şaşırtıcı soruları tetikliyor – temel kodun indirgenmesi acele içindeki özensiz/dikkatsiz programcılar tarafından mı yapıldı, yoksa büyük kodun yetkisizliği, istendiğinde “uzaktan kontrol” vasıtası ile iptal edilebilen kasıtlı bir eylem mi idi?”

Profesör Chang İnsanlıktaki dünya dışı kaynakları keşfeden diğer araştırmacılardan sadece bir tanesidir. Profesör Chang ve araştırma arkadaşları, Dünyada insan yaşamı yaratmak için acele edilmesi ile oluşan DNA daki görünür “dünya dışı programlama” eksikliklerinin insanlığa kanser olarak bildiğimiz hücre kitlelerinin mantığa aykırı büyümesini sunduğunu gösteriyor.
“Er geç”, diyor Profesör Chang “Dünya üzerindeki her yaşamın bu dünya dışı kuzenlerinin genetik kodunu taşıdığı ve tekamülün düşündüğümüz şey olmadığı inanılmaz fikri ile ciddi bir şekilde ilgilenmek zorunda olacağız.”
İnsan Genom Projesi Keşfinin saklı anlamları “İnsana – benzeyen Dünya dışı varlıklar” ile ilişkili
Bu bilimsel keşiflerin saklı anlamları, “dünya – dışından” insan görünüşlü dünya dışı varlıklar ile teması olan diğer bilim adamları ve gözlemcilerin iddialarını destekleyecektir.

“Dünya – dışından” insan benzeyen dünya dışı varlıkların insanın tekamülü için genetik materyal sağladığı ve bu dünya dışı varlıkların çoğunun, kendi personelinin insan Dünyadaki ailelerde ‘yıldız tohumları’ olarak enkarne olmasına izin verdikleri iddia edilmişti. Bu “yıldız tohumları”, “yıldız çocukları” veya “yıldız insanları” Brad ve Francie Steiger tarafından ‘ruhları’ diğer yıldız sistemlerinin dünyalarında biçimsel olarak enkarne olan ve sonra Dünyaya yolculuk yapan ve insanlığın spiritüel tekamülsel gelişimini “itelemek/desteklemek” için Dünyada enkarne olmaya karar veren bireyler olarak tanımlandı. İnsanlığın çoğunluğu bu dünya dışı varlıklar grubunu, George Adamski, Orfeo Angelucci, George Van Tassell, Howard Menger, Paul Villa, Billy Meier ve Alex Collier gibi “dünya dışı varlıklar ile temas kuranlar” tarafından tanımlandığı gibi ‘yardımsever’ olarak düşünüyor. Bu temascılar çoğu zaman dünya dışı ırklarla temaslarını fotoğraf, film ve/veya tanıklarla fiziksel kanıtlar sunuyor. En kapsamlı dökümante edilen ve araştırılan temascı, araştırmacıları için çok fazla fiziksel kanıtlar sunan Eduard ‘Billy’ Meier’dir.

‘Kadim astronotlar’ ile ilgili tasvirler
Gerçeği söylemek gerekirse, ‘kadim astronot’ yazarları uzak geçmişte zeki dünya dışı varlıklar ırkının Dünyayı ziyaret ettiğine ve/veya kolonileştirdiğine inanıyor, burada Homo sapienler olarak bildiğimiz insan ırkını yaratmak için genetik mühendislik vasıtası ile ilkel hominid Homo erectusu geliştirdiler.
Bu fikrin kanıtı; (a) Ortodoks Darwinizm’in prensiplerine göre Homo sapienlerin bu kadar ani ortaya çıkmasının ihtimal dışı olmasında; ve (b) cennetlerden inen ve insanı ‘kendi suretlerinde’ yaratan insana – benzer tanrıları tanımlayan kadim uygarlıkların mitlerinde, bulundu. Homo sapienlere, Homo erectusun dünyasal genlerinin ve “tanrılar ırkı”ndan dünya dışı genlerin karşımından oluşan melez bir varlık olarak bakılır.

Uzay yolculuğu ve genetiklerin modern çağından önce, insanlığın kaynağı için bu teori hayal edilemezdi. Ve şimdi 21 nci yüzyılda bile, buna bilim kurgu olarak bakan bir çok insan var. Ancak, insan tekamülünün Ortodoks teorisindeki problemlerin ışığında, (kendileri daha inanılır bir zaman çerçevesinde başka bir gezegende tekamül etmiş olan) zeki insana – benzer bir türün genetik müdahalesi fikri, gizemin potansiyel çözümü olarak ciddiye almayı gerektirir.

Kadim astronot müdahalesinin en ünlü savunucuları İsviçreli yazar Erich von Daniken ve Amerikalı yazar Zecharia Sitchin’dir. 

Özellikle, Sitchin durumu büyük ayrıntılar ile tartıştı.
“Exopolitik” gruplardan akademisyenlerin açıklaması
Dr. Micheal E. Salla, Evrende sosyal olarak sorumlu varlıklar olarak insanlığın yaşam kalitesi ve “küresel demokrasi”nin onaylanması için Dünya dışı varlıklar üzerine ve onlarla açık ve bilgili diyalog isteyen Exopolitik hareketin kurucularından biridir. Dr. Salla “Şu anda Dünya ve insan nüfusu ile karşılıklı temasta olduğu bilinen [çeşitli araştırma enstitüleri ve ajanslar tarafından] büyük sayıda dünya dışı ırklar var” diyor.

Dr. Salla ayrıca ‘Exopolitikler: Dünyadışı Mevcudiyetin Politik Müdahaleleri’ kitabının yazarıdır. Avustralya Ulusal Üniversitesinde ve Washington DC, Amerikan Üniversitesinde ful zamanlı akademik görevlerde/makamlarda bulundu. Avustralya Queensland Üniversitesinden Ph.D si vardır. Profesyonel akademik kariyeri sırasında, ABD Barış Enstitüsü ve Ford Vakfı tarafından fon sağlanan Doğu Timor çatışması için bir seri vatandaş diplomasisi girişimleri ile tanındı. Ayrıca Exopolitikler Enstitüsü’nün kurucusudur; ve ‘Exopolitics Dergisi’nin Baş editörüdür ve ‘Dünya dışı varlıklar ve Dünya Barışı Konferansının’ katılımcısıdır.

1998 deki bir görüşmede, ABD ordusuna 22 yıl hizmet etmiş olan ve yere düşen dünya dışı gemilerini ve dünya dışı biyolojik varlıkları ele geçirme operasyonlarına katılan emekli ABD ordusu çavuşu Clifford Stone [çeşitli enstitüler ve ajanslar] tarafından bilinen çeşitli türde dünya dışı ırklar olduğunu ortay serdi. Dr. Salla “farklı dünya dışı ırklar üzerinde en zorlayıcı tanıklıklar Sergeant Stone gibi insanlardan ve ayrıca dünya dışı varlıklarla direkt fiziksel teması olan ve onlarla iletişim kuranlardan geliyor” diyerek ayrıntılara giriyor.
Dr. Salla, Başçavuş Bob Dean’in askeriyenin en kıdemli alanlarında yirmi yedi yıllık seçkin bir kariyere sahip olduğunu not ediyor; bilinen dünya dışı varlıklarından bir grup için “bize o kadar çok benziyorlar ki, uçakta veya restoranda yanınıza oturduklarında asla farkı anlayamazsınız” diyor.

Aşikar olarak “Dean ve diğerlerinin tanımladığı şekilde insansı dünya dışı ırklar kolayca insan toplumuna entegre olabilir ve diğer insanlardan ayırt edilemez.” diye ekliyor Dr. Salla.

“Bir temascı” olduğunu iddia eden Alex Collier’e göre, çeşitli türdek-i dünya dışı ırklar ‘insan deneyi’ için genetik malzeme sağladılar. Alex Collier “Dünya insanlarının dünya dışı genetik manipülasyon ürünü olduğunu ve bu dünya dışı varlıklar bir çok farklı ırka – en az 22 farklı ırktan oluşan- ait hafıza bankasından oluşan büyük bir gen havuzunun sahibidirler.

İnsan ETlerin dinsel ruhsallık vasıtası ile insanlığın birliğini geliştirme çabaları
Alex Collier “İnsan ETlerin küresel insanlığın hem kendisini hem de bir parçası olduğu daha büyük galaktik topluluğu tehlikeye atmadan sorumlu bir şekilde tekamül etmesini sağlamaya çabaladığı” iddia ediyor. Exopolitik grup ve bağımsız temascılar ayrıca “İnsan ETlerin insan bilinçliliğini yükseltmeyi ve dinlerin birliğini teşvik etmeyi istediklerini” belirtiyorlar.

ETler ile temas kurduğunu iddia eden Alex Collier Hristiyanlık, Judaizm, İslam ve diğer kurumsallaşmış dinler ve ayrıca ‘kült’ gruplardan gelen köktendinci mesajların insanlığı manipüle ve kontrol etmek için “düşman unsurlar” tarafından özel olarak yerleştirildiğini ileri sürüyor.

Bir çok grubun “İnsan ET” olduğunu iddia ettiği İsa, insanlığın sosyal bilinçliliğini birliğe doğru esinlemeye, uyandırmaya çalıştı, amacı “Hristiyan dinini” yaratmak değildi.

Alex Collier ile temas kuran ETler ayrıca İsa’nın gerçekte yaşadığını ve yaşamının kalanını Massada’da geçirdiğini belirtiyorlar; ve İsa sadece dini doktrin tarafından çarmıha gerildi.

Örneğin “kurtarıcı senaryosu” ile ilgili olarak, Alex Collier’e ETler tarafından bunun “bizi güçsüzleştirmek” için inanç sistemlerimize konulduğunu anlattılar. Kurumsallaştırılmış dinlerin dogmasındaki kurtarıcı senaryoları, kendilerini “ahlaklılığın yargılayıcıları” olarak tayin eden elit- güdülü ezici güç yapısının yaratılmasını yasallaştırır. Bu dini elitler hükümetten iş girişimlerine dek diğer elitlerle açgözlülük – yönelimli kendini – büyütme ortak işlerini tamamlayan kapsamlı bir sosyal kontrol sistemi uygulamak için kendi tayin ettikleri rolleri tarihsel olarak kullandılar.

“Kapitalistlerin” çabaları, sosyal olarak ilerici İnsansı ETlerin spiritüel ve diğer “temsilciler” vasıtası ile ‘Dünya İnsanlarının’ yaşam kalitesinin kabulünü ilham etme çabalarına zarar verdi.

İnsansı ETler, “eğitim ve bilinçliliğin yükselişi vasıtası ile insanlığı baskıcı yapılardan özgürleştirmeye yardım etmeye çabalıyor”

Dünyada “İnsansı ET” karşılaşmalarının iddiaları
Dr. Salla’nın Ekim 2006’da yayınlanan “Dünya Dışı Varlıklar Aramızda” makalesinde, “ Belli bir sayıdaki bağımsız kaynaklardan ’’insan görünüşlü’ dünya dışı ziyaretçilerin bizimle bütünleştiğinin ve son zamanlara dek büyük nüfuslu merkezlerde yaşadıklarının ve bunun bazı enstitüler tarafından bilindiğinin çok şaşırtıcı kanıtları var.

dna%2Bmanusia.jpg

Başçavuş Robert Dean gibi tanıklıkların yanı sıra, bir sayıda özel şahsiyet, gezegende büyük şehirlerde sıradan vatandaşlar gibi yerleşen dünya dışı varlıklar ile karşılaştıklarını iddia ediyor.

İnsan nüfusu arasında gizlice yaşayan dünya dışı varlıklardan bahseden ilk kişi George Adamski idi. Dünya dışı varlıklar ile karşılaşma deneyimlerini anlattığı ikinci kitabında, “Uçan Dairelerin İçinde”, Adamski insana benzeyen dünya dışı varlıkların insan nüfusu içinde nasıl yerleştiklerini anlatıyor. “Bize çok benziyorlar”, Dr. Salla not ediyor “işe girebiliyorlar, komşuları oluyor, araba kullanıyorlar ve insan nüfusuna kolayca karışabiliyorlar.”

Dr. Salla “Adamski dünya dışı araçlarla ünlü uçuşuna götüren toplantıları düzenlemek için onunla nasıl temas kurduklarının yazdı” diyor. Dr. Salla açıklıyor “Adamski’nin temas deneyimleri ve inanırlığı üzerine tartışmalar devam ederken, etkileyici sayıda tanıklar, fotoğraflar ve filmler ile desteklenen Adamski’nin UFO karşılaşmalarının aldatmaca olmadığı sonucuna varıldı”

Dr. Salla ilave olarak, “Adamski’nin tanıklığı, dünya dışı varlıklarının nasıl kılık değiştirerek insan nüfusu arasında yaşayabileceğinin önemli anlayışlarını sunuyor” diyor. Adamski vakasını ve onu destekleyen en güçlü kanıtı tartıştıktan sonra, Dr. Salla makalesinde, sıradan vatandaşlar gibi davranana dünya dışı varlıklar ile karşılaştıklarını iddia eden diğer temasçıları tartışıyor. Son olarak, Dr. Salla sıradan Dünyaya – bağlı bireyler arasında yaşayan dünya dışı varlıkları ile ilgili resmi tanıklıkları inceliyor.


Yayınlar hakkında görüş ve düşüncelerinizi yorum olarak yazabilir, bloğumu takibe alabilir, mail listemize kaydolabilirsiniz. Beğendiğiniz yazıları sosyal sitelerde paylaşarak dostlarınızı haberdar edebilirsiniz. Geldiğiniz için teşekkürler.

PARALEL EVRENLER VAR MI




Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji
EVRENDE KOZMİK KOPYALARIMIZ VE ALTERNATİF DÜNYALAR VAR MI?
Başka evrenlerde alternatif kopyalarımız olabileceğine işaret eden paralel evrenler meselesi aslında bilimkurgu filmlerinin değil, kozmolojinin konusu. Bazı fizik modellerine göre paralel evrenler var. İster adına çoklu evren deyin, ister mega evren bu yazıda size başka dünyaları anlatacağım.

PARALEL EVRENLER VARSA NASIL KEŞFEDERİZ?

Bilim insanları kuantum fiziği ve kozmoloji teorilerinden kaynaklanan paralel evrenler meselesini kendi aralarında hararetle tartışıyor. Hatta gökyüzünü ve büyük patlamadan kalan kozmik mikrodalga arka plan ışımasını araştırarak uzayda paralel evrenlerin izini bulmaya çalışıyorlar. Bunun için yeni yöntemler geliştiriyorlar.
Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji
Hangi dünya daha gerçek? Paralel dünyalar varsa ikisi de eşit ölçüde gerçek. Çoklu evrenler modeli doğruysa 4. Kopernik devrimini yaşayacağız. 1) Dünya evrenin merkezi değil. 2) Güneş evrenin merkezi değil. 3) Samanyolu Galaksisi evrenin merkezi değil. 4) Bizim evrenimiz yegane evren değil! Peki sırada ne var? İnsan evren(ler)deki tek düşünen canlı olmayabilir.

ÇOKLU EVREN MODELİ

Fizikteki paralel evren teorilerine geçmeden önce çoklu evren kavramının bir teori değil, teorik fizikten çıkan bütün farklı paralel evren kuramlarını içine alan bir model ve yaklaşım olduğunu belirtmek istiyorum.
Bu ayrımı yapmak kritik önem taşıyor, çünkü ister mega evren deyin ister gözlemlenebilir evren veya şişme modeli, tüm paralel evren teorileri çoklu evren sınıfına giriyor.
Bunların bir kısmı evrenimizin birebir kopyası. Diğerleri ise bizden kopuk ve tümüyle farklı evrenler; ama bize paralel olabilirler (zar kozmolojisinde olduğu gibi).
Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji
Kuantum fiziğinden türetilen çoklu dünyalar yorumuna göre alternatif kopyalarımızın yaşadığı paralel evrenler var. Ancak çoklu evrenler modelinde alternatif kopyalarımız olan paralel evrenler olması şart değil. Bazı çoklu evren modellerinde bizim evrenimizin alternatif kopyaları yok. Ancak kainatta sonsuz sayıda evren varsa aynı zamanda sonsuz sayıda birebir kopyamız olmak zorunda. Sonsuz sayıda farklı evren, sonsuz sayıda kusurlu kopyamız olan evren ve sonsuz sayıda birebir klonumuz olan evren. Dolayısıyla sonsuz sayıda evren varsa yaptığımız, yapacağımız, yapabileceğimiz her şey sonsuza dek kopyalanacak. Sonsuzluk mantık dışı ama gerçek olabilir.

PARALEL EVRENLERİN KÖKENİ

Paralel evrenler nereden çıktı diye sorarsak bunun iki yanıtı var: Felsefi yanıtı ve fiziksel yanıtı. Fiziksel yanıtını 5 maddeli paralel evren modelleri listemizde, biraz aşağıda açıklayacağım ama önce felsefeyi aradan çıkaralım.

ANTROPİK İLKE

Buna teknik olarak kozmolojik argüman, daha az teknik olarak ilk neden sorusu veya en basitinden “neden burada varız?” diyebiliriz. Neden bu evrende insanlar var? Neden içinde bulunduğumuz evrende en az bir gezegen hayata elverişli?
Bugün evrenlerin nasıl oluştuğunu açıklayan birçok teori bulunuyor, ama içlerinden hiçbiri neden hayatın ortaya çıktığını açıklamıyor. Evet, bilimdeki bütün neden soruları aslında “nasıl” sorularıdır; ama biz insan hayatına elverişli bir evrenin nasıl ortaya çıktığını bilmiyoruz.
Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji

TANRI YARATTI

Burada akıllı tasarım senaryolarına girmek istemiyorum. Tanrı’nın varlığını veya yokluğunu kanıtlamak gibi bilimin alanına girmeyen ve aynı zamanda kanıtlamanın imkansız olduğu bir alana girmek de istemiyorum. Bu sebeple size fizikçilerin şu ana kadar verebildiği en tatmin edeci cevabı aktaracağım.
Fizikçilere göre bu evrende insan hayatının ortaya çıkması basit bir tesadüf. Evet, insanların ortaya çıkması çok düşük bir olasılık ve aynı nedenle fizikçiler bu tesadüfü açıklamakta çok zorlanıyorlar. Yine de bazı fizikçilere göre bu büyük bir sorun değil:
Kainatta sonsuz sayıda veya çok fazla sayıda evren var. Bu evrenler hep rastlantı eseri oluşmuş (kuantum fiziğindeki rastlantısallık anlamında). Dolayısıyla içlerinden birinde; bir evrenin uzak köşesindeki küçük, mavi bir dünyada insanlar ortaya çıkmış.
Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji

DÖRT SEÇENEK

Çoklu evren modellerini bu evrende hayatın ortaya çıkmasını çok sayıda evrenin varlığıyla açıklamak isteyenler ortaya atmış bulunuyor.
Ancak bilim insanlarının bunu düşünce tembelliğinden ortaya attığını sanmayın. Kuantum fiziği, şişme modeli ve sicim teorisi fizikçileri çoklu evrenleri kabul etmeye zorluyor. Şimdi 4 çoklu evren modeline göz atalım.

1. ÇOKLU DÜNYALAR YORUMU

Teorik fizikçi Sean Carroll’un katıldığı yorum bu: Kuantum fiziğinde Schrödinger’in kedisi deneyini duymuşsunuzdur. Bu deneyde dışarıya tümüyle kapalı bir kutuya bir kedi koyarsınız. Kedinin yanında zehir şişesi vardır. Zehir şişesini kırıp hayvanı öldürecek olan çekiç de radyoaktif bir atoma bağlıdır.
Kuantum fiziğindeki Heisenberg’in belirsizlik ilkesine göre, radyoaktif bir atomun ne zaman “bozunarak” daha az radyoaktif bir atoma dönüşeceğini öngörmek imkansızdır. Bu rastlantıyla olur. Atom bozunursa çekiç şişeyi kırar ve kedi ölür. Bozunmazsa kedi yaşar.
Yine belirsizlik ilkesine göre, bir atomun dış dünyayla bağlantısını tümüyle keserseniz o atom süper pozisyon durumuna girer ve hem bozunmuş hem de bozunmamış olur. Gerçek dünyada bunu mikroskobik atomlar üzerinde deneyler yaparak gözlemlemeyi başardık.
Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji

ALTERNATİF GEÇMİŞLER, ALTERNATİF GELECEKLER

Öte yandan bir kedi ve cam şişesi gibi gözle görülebilecek kadar büyük makroskobik dünyalarda bu durum geçerli değil: Kutuyu açıp içine bakarsak ya ölü bir kedi ya da canlı bir kedi görürüz. Oysa kutu kapalıyken, dış dünya ile atom arasında hiçbir etkileşim yokken, o kedi aynı anda hem canlı hem ölü olmak zorunda.
Çoklu dünyalar yorumu da buradan geliyor. Örneğin, kuantum fiziğinde bir elektron yüzde 30 olasılıkla sağdan ve yüzde 70 olasılıkla soldan gidebilir. Ünlü fizikçi Richard Feynman’ın gösterdiği gibi gerçek dünyada elektronun ya soldan ya da sağdan gittiğini görürüz.
Buna karşın, matematiksel olarak rotasını hesaplamak istiyorsak soldan giden elektronun yolunu ancak sağdan gitme ihtimalini de hesaba katarak çizebiliriz. İşte Carroll gibi düşünen fizikçilere göre bu olgu çoklu dünyalar olduğu anlamına geliyor.
Kısacası bizim evrenimizde elektron soldan gitmişse o elektronun sağdan gittiği bir paralel evren de mutlaka var olmalı. Dolayısıyla “o kızla evlendiğiniz bu evrene” ek olarak başka kızla evlendiğiniz bir evren de var. Bu evrende fizikçi iseniz çöpçü olduğunuz bir alternatif evren kopyanız da var.
İlgili yazı: Uzay–Zamanın Kökeni
Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji
Evren’in evrimi.

2. SİCİM TEORİSİ

Sicim teorisi kuantum fiziğiyle görelilik teorisini birleştirip her şeyin teorisini geliştirmek için gelecek vaat eden en büyük teori. Sicim teorisine göre, evreni oluşturan temel parçacıklar tek boyutlu süper küçük sicimlerden meydana geliyor.
Böylece dünyadaki tüm fizik kuvvetlerini sicimlerle açıklayabiliyoruz: Elektromanyetizma, kütleçekim, zayıf ve güçlü nükleer kuvvet. Yalnız bir sorun var: Sicim teorisinin çalışması için 10 uzay boyutu ve 1 zaman boyutu lazım.
Oysa bizim evrenimizde sadece 3 uzay boyutu ve 1 zaman boyutu görüyoruz; yani görebildiğimiz kadarıyla evren 4 boyutlu. 11 boyutlu değil. Peki diğer 7 boyut nerede?
Sicim teorisinin güncel versiyonu olan M teorisine göre, ekstra 7 boyut çok küçük ve kendi üzerine tespih böceği gibi kıvrılmış durumda. Bu yüzden ekstra boyutları göremiyoruz. Bunun çoklu evrenle ne ilgisi var derseniz hemen anlatalım:
11 boyutlu bir kainatta evreni meydana getiren sicimleri düzenlemenin 10500yolu var! Özetle sicim teorisine göre kainatta en azından 10 üzeri 500 evren var. Bunlardan biri de yaşadığımız evren. Bu aslında bir çatı kavram olsa da çoklu evren derken bilim insanları genellikle sicim teorisini kast ediyor.
Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji
Sicim teorisine göre kainatta birbirinden kopuk olan en az 10 üzeri 500 evren var.

3 .ZAR KOZMOLOJİSİ

Zar kozmolojisi fizikten türetilmiş bir çoklu evren teorisi. Buna göre başka dünyalarda başka işler yapan alternatif kopyalarımız yok, ama fiziksel olarak gerçekten birbirine paralel olan evrenler var.
Zar kozmolojisine göre zamanla birlikte 4 boyutlu olan evrenimiz en az 5 boyutlu kainatta üst üste veya bakış açınıza göre dikey olarak yan yana dizilen, tıpkı ekmek dilimleri gibi yan yana dizilmiş olan sonsuz sayıdaki evrenden biridir.
Evrenimiz elbette 4 boyutlu, ama nasıl ki bir lamba direğine uzaktan bakınca tek boyutlu görünüyor; kainatta tost dilimleri gibi yan yana dizilmiş evrenler de uzaktan bakınca kağıt yaprakları gibi ince, düz ve iki boyutlu olarak görünüyor (trafik lambası direğine yakından bakarsanız bir karıncanın aslında üç boyutlu olan bu direğin çevresinde çember çizerek yürüdüğünü görebilirsiniz).
Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji
Zar kozmolojisinde paralel evrenler tıpkı ekmek dilimleri gibi gerçekten birbirine paralel.

BÜYÜK PATLAMA

Zar kozmolojisine göre birbirine paralel olan iki evren ara sıra çarpışıyor ve böylece çok sayıda büyük patlama yaşanıyor. Büyük patlamalar, sonsuz uzunluktaki birer kağıt şeridine benzeyen bu evrenlerde, içinde yaşadığımız gibi yepyeni gözlemlenebilir evrenler oluşmasına yol açıyor.
Aslında 11 boyutlu uzayda birbirine paralel olarak yüzen bu iki sonsuz uzunluktaki evren şeridi, boylu boyunca ve farklı noktalarda defalarca çarpışmış olabilir. Her çarpışma noktasında ayrı bir büyük patlama yaşanmış ve başka bir evren oluşmuş olabilir.
Söz konusu evrenler birbirine ışığın asla ulaşamayacağı kadar uzak olduğu için bunlar ana evren (mega evren?) dilimlerinin üzerinde yan yana dizilen, ama birbirinden kopuk olan farklı gözlemlenebilir evrenler olarak kabul edilebilir.

Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji

4. ŞİŞME MODELİ

Kainatı oluşturan boşlukta sonsuz sayıda gözlemlenebilir evren yaratmanın başka bir yolu daha var. Bu da şişme modeli. Şimdi kısaca bunu açıklayalım.
Evren büyük patlamayla oluştu. Bunu kozmik mikrodalga arka plan ışımasına ve görelilik teorisine bakarak anladık, kısacası büyük patlamanın varlığını kanıtladık. Bununla birlikte Evren’de madde ve enerji oldukça eşit miktarda uzayın her yanına dağılmış durumda. Oysa patlamayla oluşan bir evrende maddenin belirli yerlerde toplanmasını beklerdik. Uzaya tekdüze dağılmasını değil.
Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji
Şişme modeline göre kainat balongibi şişiyor ve sürekli olarak köpük evrenler doğuruyor.

BALON GİBİ ŞİŞTİK

Alan Guth’un 1979’da geliştirdiği şişme modeline göre, evrenimiz kuantum fiziğindeki belirsizlikler nedeniyle çok kısa bir süre için balon gibi şişti ve ışıktan hızlı genişledi (büyük patlamadan hemen sonra Evren’in mikroskobik boyutta olduğunu hatırlayalım)
Bu sebeple küçük evrende dağınık su kabarcıklarına benzeyen mikroskobik madde ve enerji topakları bugünkü Evren’e neredeyse eşit ölçüde dağıldı. Böylece şişme modeli bize maddenin ve enerjinin Evren’e neredeyse eşit biçimde dağılmasını açıklamış bulunuyor.
Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji
Kozmik şişme her an yeni evrenler oluşturuyor.

KOZMİK ÜTÜ

Ancak, evren bir süre için şişerek ışıktan hızlı genişlediyse büyük patlama göremeyeceğimiz kadar uzaklarda devam ediyor olabilir. Belki bölgemizdeki büyük patlama bizim evrenimiz şişip seyrelince ve dolayısıyla soğuyunca sona erdi.
Oysa büyük patlamayla oluşan kainatın başka kısımlarında patlama daha geç sona ermiş; yani şişme evresi daha geç sona ermiş ve hatta ışıktan hızlı bir şekilde bugün de devam ediyor olabilir (evrende hiçbir şey ışıktan hızlı gidemez ama evrenin kendisi ışıktan hızlı genişleyebilir).
Bu durumda kainatta ışığın ulaşamayacağı kadar uzak, belki de sonsuz sayıda evren olmalı. Bu evrenler sadece sanal parçacıklardan oluşan boşlukta birbirinden kopuk sabun köpükleri veya su kabarcıkları gibi yüzmeli
Evrenlerin dışında uzay ve zaman da olmadığı için bu aslında doğru bir ifade değil, ama şişme modeline göre boşlukta çok sayıda köpük evren olduğunu anlatmamızı kolaylaştırıyor.

Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji

5. NASIL TEST EDERİZ?

Diyeceksiniz ki 5 soru dedin, ama sadece 4 paralel evren modeli anlattın. Haklısınız fakat bunun bir sebebi var: Farklı evren modelleri, evren hakkında sorduğumuz 4 temel sorudur. 5. soru ise farklı bir evren modeli değil ama içlerinde en zor soru da bu: Paralel evrenlerin varlığını nasıl kanıtlarız?
Paralel evrenler varsa hangi paralel evren modeli doğru? Bilimsel teorileri masallardan ayıran nokta yanlışlanabilir olmalarıdır; yani bu teorilerin bilimsel değer taşıyabilmesi için test edilebilmesi gerekiyor. Tıpkı Einstein’ın görelilik teorisini defalarca test etmemiz gibi.

Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji

SONSUZA DEK ŞİŞEN EVREN

Önce kısa bir not: Şişme modeline göre kainatın bazı yerleri sonsuza kadar şişmeye ve yeni bebek evrenler, gözlemlenebilir evrenler oluşturmaya devam edecek. Hatta bugün bizden ayrı olan bir evren, eskiden bizimle aynı gözlemlenebilir evren parçasında yer almış olabilir.
Sadece şişmeye bizden sonra da devam ettiği için aradan geçen sürede bizden kopmuş olabilir. Öyleyse tıpkı yaranın kabuğunu koparır gibi, bu evren de bizden kopunca evremizde bir yara izi bırakmış olmalı. En azından sicim teorisi, kuantum alan kuramı ve şişme modelini birleştirdiğimiz zaman bu sonuca varıyoruz.

Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji

BUNLARI BİRLEŞTİRMEYE NE GEREK VAR?

Doğrusu bunu keyfimizden yapmıyoruz. Kimse birbirinden zor 3 teoriyi keyfi olarak birleştirmek istemez, ama size anlattığım 4 paralel evren modelinden üçünü test etmenin tek yolu bu. Belki bu modelleri tek tek test etmenin de yolları vardır fakat şimdilik bilmiyoruz.
Bu sebeple paralel evren modellerinden sadece 3’ü bilimsel teori oluyor. Dördüncüsü bir kuram veya model oluyor (bilimsel bir model ama teori değil).
Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji
Yoksa bütün evreni gösteren gök ısı haritasında sağ alt köşede yer alan büyük soğuk leke başka bir evrenin bizim evrenimize dokunmasından kaynaklanan eski bir yara izi mi?

PEKİ HANGİSİ?

Çoklu dünyalar yorumunu test etmemiz şimdilik imkansız. Bir elektronun soldan giderken aynı zamanda paralel bir evrende sağdan gittiğini nasıl anlayacağız? Şimdilik başka evrenlere gidip içinde ne oluyor diye bakmanın yolunu bilmiyoruz.
Biz bu evrenin parçasıyız. Başka evrenlerde ise başka fizik kuralları var. Bu durumda yok olmadan bu evrenin dışına çıkabileceğimizden emin değiliz. Geçelim. Bunun yerine Şişme Modeli, Zar Kozmolojisi ve Sicim Teorisine dayalı paralel evren modellerini nasıl test edebileceğimize bakalım.
Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji
İkizler.

TÜM SORULARIN ANASI

Şimdi bugüne dek yanıtlayamadığımız bir soruyu ele alıyoruz: Diğer 3 çoklu evren teorisinde (çoklu evrenler yorumunun tersine) evrenler su kabarcıkları gibi çarpışabilir, birleşebilir ya da birbirinden kopabilir. Örneğin zar kozmolojisinde olduğu gibi evren şeritleri arası sıra birbirine dokunabilir.
Fizikteki enerjinin korunumu yasasına göre bunların birbiriyle çarpışan ve kopan evrenlerde izler bırakması lazım. Belki gökyüzündeki yıldızlara veya galaksilere ya da evreni doğuran büyük patlamadan kalma kozmik mikrodalga arka plan ışımasına bakarak bunların izini görebiliriz.
Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji
Çoklu dünyalar yorumuna göre bu evrende yapmadığınız tüm seçimleri alternatif evrenlerdeki kopyalarınız yaptı. O kızla evlenmediniz, yalnız yaşadınız, başka kızla evlendiniz vb. vb.

NASIL YANİ?

Şöyle: Planck uzay gözlemevinin çektiği kozmik mikrodalga arka plan ışıması resminde Evren’de büyük soğuk noktalar olduğunu görüyoruz. Bunlar milyarlarca ışık yılı çapında olan ve içinde çevresinden daha az galaksi barındıran dev deliklerdir.
İçlerinden en büyüğü ve dolayısıyla en ünlüsü de gökte Eridanus (Irmak) Takımyıldızı yönündeki büyük soğuk nokta. Bugüne dek bu soğuk noktayı eskiden bizden kopan, bize yaklaşan veya bizimle çarpışan evrenlerle açıklamaya çalışanlar oldu ama başaramadılar. Gelecekte daha detaylı gözlemlerle büyük soğuk noktanın gerçekten dış kaynaklı olup olmadığını göstermeyi umuyoruz.
İkinci test de çok zor ama teoride mümkün: Kütleçekim dalgalarına bakmak. Kütleçekim dalgalarını geçen ay blogda yazdım. Ancak, Popular Science Türkiye Nisan sayısında sizlere daha detaylı 10 sayfalık bir kütleçekim dalgaları dosyası hazırladım. 🙂
Pararlel_evrenler-çoklu_evren-evren-multiverse-kozmoloji
Kara delikler başka evrenlere açılan kapılar olabilir mi? Enerjinin ve enformasyonun korunumu prensipleri doğruysa hayır.

PARALEL EVRENLERİ İSPATLAMAK

Paralel evrenler varsa evremizdeki kütleçekim dalgalarını çarpıtabilirler. Tıpkı yanağınızı çekiştirince derinizin esneyip buruşması gibi, bu dalgalar da evrenimizdeki yıldız ışığının polarizasyonunu değiştirebilir ve böylece başka evrenlerin varlığını kanıtlayabilir.
Ancak, bütün bunları kanıtlamak için 20 yıl sonra uzaya fırlatılacak olan eLISA uydularını beklememiz gerekiyor. Bunlar büyük patlamadan kalma kütleçekim dalgalarını arayacak. Böylece doğuştan gelen doğal kütleçekim dalgalarına bakacağız.
Sonra da bunlarda çarpılma olup olmadığına (polarizasyon) bakacağız. İşte o zaman paralel evrenler var mı, yok mu anlayacağız.

PARALEL EVRENLER

Yönetmen Paul Trillo fizikçi Brian Greene ve bilişsel bilimler araştırmacısı Douglas Hofstadter’dan esinlenerek çoklu evrenleri anlatan kısa bir video çekti.

1Liz Citrin. “WMAP The Wilkinson Microwave Anisotropy Probe”. Retrieved July 8, 2015.
2Banks, Tom; Fischler, Willy; Schenker, Stephen; Susskind, Leonard (1997). “M theory as a matrix model: A conjecture”. Physical Review D 55 (8): 5112–5128. arXiv:hep-th/9610043.
3https://www.ucl.ac.uk/news/news-articles/1108/110802-first-test-of-multiverse

-------------------------------------------

Paralel Evren (Coherence) - Türkçe Dublaj

Paralel Evren, ABD yapımı bilim-kurgu ve gerilim filmi. Coherence sözcüğü "bütünleşme" anlamına gelir ve paralel evrenlerin birbiri üzerine çökerek birleşmesi kavramına atıfta bulunur. Türkiye'de vizyona girmeyen film Türkçede Paralel Evren olarak da bilinir. Yönetmen James Ward Byrkit'in ilk uzun metrajlı sinema filmidir. Başrolünde Emily Baldoni'nin bulunduğu film düşük bir bütçeyle, set ekibi kullanılmadan ve doğaçlama şeklinde çekilmiştir.




Yayınlar hakkında görüş ve düşüncelerinizi yorum olarak yazabilir, bloğumu takibe alabilir, mail listemize kaydolabilirsiniz. Beğendiğiniz yazıları sosyal sitelerde paylaşarak dostlarınızı haberdar edebilirsiniz. Geldiğiniz için teşekkürler.